|
Traktörlerin henüz olmadığı dönemlerde at veya öküzlerle çift sürülürdü. Çok yorucu bir iş olan çift sürme işini yapanlara da küçük bir imtiyaz tanıyorduk. Eskiler derler ki sofraya oturmadan el ve yüz yıkanmalı ve düzgün oturulmalı , sadece çift sürenler ile çobanlar biraz daha rahat oturabilir ve hatta çok yorgunlarsa hafif omzunun üzerine yaslanarak yemek te yiyebilirler. Dediğimiz gibi bu ayrıcalık yukarıda belirttiğimiz iki meslek gurubuna aittir.Ama en güzeli onlarında nimete saygı sadedinden düzgün oturmaları. Gerçi bu meslekler tedavülden kalktığı için bu imtiyaz da sona ermiş oldu.
Ağustos 1968 tarihinde Heyetimiz cesur bir karar alarak köyde kıl keçisini yasakladı. Alınan bu karar Kaymakamlığın onayına sunulduktan sonra uygulamaya konuldu.Böylece özellikle aşağı say mevkii olmak üzere köyün her yerinde ağaçlar yeşermeye başladı.Bu kararı alanları yürekten kutluyoruz.
Köyümüzde şeker hastalığı görülmediği gibi başka yerde şeker hastalığına yakalananlar, köye geldiklerinde
çok kısa sürede iyileşmektedirler.. Bilimsel izahını uzmanına havale ediyoruz.
Eskiden, özellikle uzun kış gecelerinde köyün yaşlı erkekleri yatsı namazından sonra cami odasında oturup sohbet ederlermiş. Çıranın loş ışığı her yüzde ayrı bir hüzün kırışığı çizerken, sobada yanan meşe yarmaçaları da odayı iyice ısıtırmış. Odanın loş ışığı ve aşırı sıcaklığı bazı amcalarımızın uykusunu getirir,belini direğe ya da duvara verip uyumalarına neden olurmuş. Mişli geçmiş zaman kipiyle yazdığımız bu olay, bugünde sayıları az da olsa elektrik ışığında kısmen devam etmekte olup, bir masaldan alıntı değildir.
1944 yılının ocak ayında askerden dönen Mahmut Çavuş ile Kamber ,Bostancık köyünden Köyümüze gelirken Arapça harmanı mevkiinde kar fırtınasına yakalanmışlar ve tipi nedeniyle yaklaşık 250-300 metre uzaklıktaki köyün yolunu şaşırmış ve donarak hayatlarını kaybetmişlerdir.Önce, Semeği köyünden olan ve mezarı bizim köyde bulunan Kamber’in donmuş cesedi Gur’un dallarının içinde bulunmuştur.Kamber’in cesedi hemen defnedilmemiş, Semeği’den yakınlarının gelmesi beklenmiştir.Ceset tabuta konarak caminin hayadına (dış kapının açıldığı bölüm) bırakılmıştır.Bu arada Mahmut Çavuşun Kamberle beraber olduğu bilinmediği için onu aramaya giden olmamış,ertesi günü Bostancık’lılardan ikisinin beraber olduğu öğrenilince Mahmut Çavuş’da aranarak bulunmuştur.Kamber’in cesedi tabut içerisinde cami hayadında beklerken, yaşlı amcalarımız caminin ikinci katındaki odada yatsı namazlarını kılmışlar ve olayın kritiğini yapmaya başlamışlardır.Loş ışık ve sıcak ortamda bazı amcalarımızın uykusu da gelmiştir.O tarihlerde köy imamımız bekar olduğu için caminin bir odasında kalmaktadır ama bir çok insan gibi cesetten korkmaktadır. İmam, bu durumu caminin karşısında evi olan Abasın oğlu Ali Çavuş’a söylemiş,Ali Çavuş’da imamı o gece evinde misafir etmiştir. Ertesi sabah imam ve Ali Çavuş sabah namazına giderken,imam Ali Çavuş’a namazdan sonra o günlerde çok kıymetli olan ve şeker yokluğundan dolayı pekmezle tatlandırılan çay ikram etmek istediğini söylemiş ve o zaman çocuk olan olayın canlı şahidi ile birlikte camiye doğru yönelmişlerdir. Aaaa… o da ne ! caminin ahşap olan kocaman dış kapısı menteşeleri ile birlikte sökülerek yaklaşık 10 metre öteye fırlatılmış. Ali Çavuş karanlıkta el yordamı ile Kamber’in cesedini kontrol etmiş ceset sağlam ve yerinde duruyor. İmam çırayı yakıp etrafı ve cami içini kontrol etmiş, hiçbir anormallik yoktur. Bu sırada cemaat yavaş yavaş toplanmaya başlamış,herkes dış kapının yerinden sökülerek fırlatılması konusunda çeşitli ve ilginç yorumlar yapmaya başlamış ama bir sonuca ulaşılamamış.O günü ve devam eden birkaç gün hastalığı nedeniyle camiye gelemeyen ismi bizde saklı,gücü kuvveti yerinde bir amcamız iyileşip camiye gelince meselenin aslı anlaşılmıştır. Meğer bu amcamızda cesetten korkarmış,Kamber’in cesedi hayatta bulunduğu zaman,yatsı namazından sonra cemaat cami odasında otururken bu amca uyuya kalmış,cemaat bunu görmeden camiden ayrılmış ve kapıyı kilitlemiştir. Amcamız gecenin ilerleyen saatlerinde uyanır, karanlıkta aşağıda bulunan cesedi hatırlar ve can havliyle kilitli olan dış kapıyı tuttuğu gibi menteşeleri ile birlikte söker ve yaklaşık 10 metre uzağa fırlrtır,evine gider bu olay nedeniyle hasta olur ve birkaç gün yatar. Kapıyla ilgili cemaatin ilginç yorumlarının hepsi boşa çıkmıştır.Bu amcamızı ve vefat eden tüm geçmişlerimizi rahmetle anıyoruz. 26.09.2006 (Köyümüze özel böyle olayları, insanları rencide edici olmamak kaydıyla bizimle paylaşmanızı arzu ediyoruz.)
Saat kullanımının çok yaygın olmadığı dönemlerde, arazide çalışanlar kuşluk yemeklerini 'Koruyu' güneş alınca yerlermiş, ki koruyu güneş sabah 09:00 civarında alıyor. Yine öğle yemeklerini de 'Karakyayı ' gölge alınca yerlermiş, Karakayayı da saat 13:00 civarında gölge alıyor. Eğer çalıştığınız yerden koru veya kara kaya görülmüyorsa ya da hava bulutluysa o günü aç geçirmeyi göze alacaksınız . Koru dağın Semeği (boğazlı) köyüne bakan yüzü, Karakaya ise; bostancığın bağların başında bulunan dağdaki yekpare kaya parçası.
Tahıl ölçü birimlerimiz: 1) Tümlovu: Yaklaşık
22-23 kg. 2)Yarım: Tümlovunun yarısı olup yaklaşık 11-11.5 kg. 3) Grad:
Yarımın yarısı olup yaklaşık 5.5-6 kg. 4) Mucur:Gradın yarısı olup yaklaşık
2.5-3 kg. 5) Goduk:Mucurun yarısı olup yaklaşık 1.5 kg gelmektedir.
Çayan(yengeç)ısırırsa, kara eşek anırana
(zırlayana)kadar bırakmazmış.Böyle batıl inançlarımızda var.Bu devirde eşek
bulmak zor,kara eşek bulmak hepten zor,aman çayanlara dikkat edelim.
Bizler herşeyde olduğu gibi
kesilecek hayvanın temizliğine de çok dikkat ederiz, hatta hayvanın sadece dış
temizliğine değil iç temizliğine de önem veririz. Kesilecek tavuk ya da
horozun üç gün önceden ayağını bağlar,onu temiz bir ortamda temiz
gıdalarla besleriz.Böylece o hayvanın özellikle dışkılardan uzak durması
sağlanmış olur.
KIZILKURT hastalığını belki bir
çoğumuz duymadık.Bu hastalık eşeklerde görülür ve eşek sancılanarak yere
düşer,çarpına çarpına ölür.Eğer imdada kara tavuk (horoz değil,tavuk
olacak)kanı yetişir ve eşeğe içirilirse eşek hemen iyileşir.Bu hastalığı
yağılındüz de ekin dererken hastalanan eşekte gördük ve kara tavuk
kanı içirerek eşeği kurtardık.Yani bizzat test edilmiş olumlu
sonuçları görülmüştür.Bilimsel izahını ehline havale ediyoruz.
Köyümüzde otomobilin(tomafil)yaygın
olmadığı (1984)öncesinde köylü traktörlerle Arapgire gider gelirdi,bu
nedenlerle pazartesi cuma günleri nöbet usulü ikişer traktör Arapgire
yolcu taşırdı.Bazen Dişderikten Mehmet SAĞLAM (Kürt Mehmet) traktörü ile
gelir oda taşımacılık yapardı.Bu duruma köylü traktörcüler kızar
ama belli etmemeye çalışırlar,herkes nasibini yer derlerdi.Zaten köyde
toplam dört traktör vardı.Sıddığın motoru(Yüzbaşı),Mevlüdün motoru,Aylı ile
Süleymanın motoru ve Aleydin ile mıstafanın motoru (Hoca).Ben söylendiği
gibi yazdım.
Büyüklerimiz at'ın iki şey için yaratıldığını söylerler. Bunlardan biri savaşmak için diğeri de uzak mesafelerden cuma namazına yetişmek için. Atın ağır işlerde çalışması onun asaletine yakışmadığı gibi moda tabirle karizmasını çizeceği düşünülür. Bu Türklerde ata verilen değerin bir göstergesidir.
Büyüklerimizin anlattığına göre Dişterik son sahibini batıracakmış. Çünkü eskiden Dişteriğin gelirinden alınan vergiler kutsal yerlerin (Mekke ve Medine) bakım ve onarımına gidermiş, şimdi ise böyle bir şey olmadığı için son sahipleri batacakmış. Bu tespit ne kadar doğrudur bilemem ama şu anda Dişterik batmış durumda.
1964 yılında köydeki tarıma teknik yardım sağlamak amacıyla,Arapgir ziraat teknisyenliğince köye( ve Tepte köyüne) Selektör Binası yapılmıştır. Bu bina yaklaşık 30 yıldır kaderine terkedilmiş durumdadır ve yıkılmaya yüz tutmuştur.
Alıç ve hozzuk çok olursa o yıl kış şiddetli geçer, bahar aylarında hava parçalı bulutlu olur ve çok sıcak atarsa( hava normalinden fazla sıcak olursa) o gün yağmur yağar. Birde çocuklar yılanın diri diri yakılması halinde yağmur yağacağına inanırlar. Bu inanış batıldır ve çocukçadır.
Rahmetli Lalık İbrahim'in dedesinin iki kardeşi Bulgaristan'a gitmişler, askerlik için giden bu iki kardeş Bulgaristan'ın Filibe şehrinde kalmaya karar vermişler ve orada devletin kendilerine verdiği toprağı işlemişler, daha sonra Türkiye'ye dönmemişlerdir.
İzmir'in işgali sırasında Maraşal ( Haşim EMEK), Üzeyir, Memik, Hasan çavuşun oğlu İbrahim, sarı Ali, Yakup oğlu Maksut İzmir'de bulunuyorlarmış. Köylülerimiz İzmir'e gitmek için Divriği-Şebinkarahisar, Giresun üzerinden deniz yoluyla İstanbul'a ve oradan da yine deniz yoluyla İzmir'e gidiyorlarmış, bu yolculuk 20-25 gün sürüyormuş. Ayrıca Sivas – Samsun yolunu kullandıkları da oluyormuş. Parası olmayanlar Mersin üzerinden İzmir'e gidiyorlarmış.
Rahmetli Alaattin hoca Hallonun kızını istemiş ama kızı vermemişler, bunun üzerine Aladdin hoca İzmir'e gitmiş ve 40 yılı aşkın bir süre köye dönmemiş ve hiç evlenmemiştir. Bu kızı Kamburun Ali'ye vermişler, Kambur'un Ali seferberlikte ölünce kızı Sıddık dayı almıştır. Aladdin hoca ölümünden önce kendisine evlenmediği için pişman olup olmadığını soranlara, ‘bir nedenden dolayı pişmanım demiş,' ve o nedeni de şöyle açıklamıştır. ‘Yaşlılık yıllarımda İzmir'de sabah namazı için İkiçeşmelik'teki camiye gidiyordum, karşıdan düşe kalka bir sarhoş üzerime doğru geldi ve benim yakamdan tutarak, ben falan adamın oğluyum, namazda benim babama da dua edeceksin' dedi, ben dünyanın en kötü evladı bile babası için dua istiyor, acaba benim arkamdan kim dua edecek diye evlenmediğime pişman oldum' demiştir.
Necip EMEK'in anlattığına göre, köyümüzün bilinen ilk hacısı Alaattin ŞAFAK'tır. (Alaattin Hoca)
Kambur Zeynep'in babası Amerikalı, Amerika Birleşik Devletlerinde 22-23 yıl kalmış. Oradan bir kadınla Mısır'a gelmiş. Kendisi çarşıda alışveriş yaparken bu kadın kaldığı otelde öldürülmüş ve ziynet eşyaları çalınmıştır. Daha sonra hanımının katili suçlamasıyla Amerikalıyı hapse atmışlar, 3-4 yıl cezaevinde kaldıktan sonra bir yolunu bulup Bulgaristan'a kaçmış ve daha sonra oradan köye dönmüştür.
Seferberlikten önce 18 Kasım'da Bellik Yusuf'un hanımı Elif Semeği deresinde bulunan Kımılın değirmenine gitmiştir. Dönüşte kendisine çok kış var, gitme demişler ama o bana bir şey olmaz diyerek yola çıkmış, kar ve tipi nedeniyle yükü ağpuvarda bırakmış, eşeği bugünkü Adil'in puvarının yanında donmuş, kendisi kurt gediğine yetişmeden, oğlu ise kurt gediğinde donarak hayatını kaybetmiştir. 1944 yılının 22 ocağında Mahmut Çavuş ve Kamber Gurun dallarının içinde kışa yakalanmışlar, Kamber bu dalların içinde donarak ölmüş, Mahmut çavuş ise yoğun tipi nedeniyle köyün yolunu şaşırdığı için temire tarafına doğru gitmiş ve orada donarak ölmüştür. Kamber aslen semeğilidir, bunlar asker dönüşü Bostancık üzerinden köye gelirken Arapça harmanı mevkiinde kar ve tipiye yakalanmışlardır.
LEMEN EMİ'DEN ALINTILAR:
Şubat ayı 29 çekerse o yıla Kabise denir, eğer 28 çekerse o yıla Basite yıl denir. İçinde bulunduğumuz yıl 4'e küsüratsız bölünürse o yıl Kabise olur.
Kasım günleri 7 Kasımda başlar ve 180 gün sonra 5 mayısta biter. Hızır günleri ise 6 mayısta başlar ve 185 gün sonra 6 Kasımda biter.
Kış yarısı Rumi hesaba göre 15 Ocak, Miladi hesaba göre 28 Ocaktır. TAHRİK Sallandırma işi 28 Ocakta yapılır. Kış yarısından 11 gün sonra kuyruk (Kuyruklu yıldız) akşam görünür. Buna Kuyruk Cengi denir. Kış yarısı başlayıp 11 gün rüzgar eser ve kuyruk cengi biter. Bir de yaz aylarına kuyruk cengi olur ama bu kez kuyruklu yıldız akşam değil sabah şafak attıktan sonra köyümüzün güneydoğusunda bulunan EŞME tepenin üzerinde görünür ve genelde titriyormuş gibi bir görünümü vardır. 28 Temmuzda görünür ve 2 -3 gün rüzgar eser yani yaz ayında görünen kuyruk cengi kısa sürer.
Miladi 20 Şubat'ta ilk cemre havaya, 28 Şubat'ta toprağa, 7 veya 8 Mart'ta suya düşer. 8 Marttan itibaren havalar ısınmaya başlar.
Rumi 9 Mart, Miladi 22 Mart'ta Mart 9'u soğukları olur ve genelde karla karışık yağmur, ( Çepel) yağar. Bu yağışlar 3-4 gün sürer.
Rumi 5 Nisan, miladi 18 Nisan'da Abrel beşi olur. Bu soğuk havalar yaklaşık 5 gün sürer ve genelde kar yağar.
Korkma zemherinin kışında
Kork Abrelin beşinden
Çift öküzü ayırırmış eşinden
Yaz aylarında ayrıca Hozzuk çiçeği soğukları olur.
Köyümüzdeki en geniş araziye sahip olan Fadıllıoğlu Arapgir'de ev yaptırırken, hezan ve döşemeleri köyde bulunan Fadıllı deresinden köylü omuzlarında ücretsiz olarak Arapgir'e taşımışlardır. Bu gönüllü bir taşıma değil zorla taşıtmadır. Fadıllıoğlu köyde gezerken, köylü ineklerini Fadıllıoğlu almasın diye korkusundan dışarı çıkaramıyormuş. Fadıllıoğlu beğendiği ineği sahibinin rızası olmadan zorla elinden alıyor, karşılığında bir çuval topraklı buğday veriyormuş. Çuvallarda buğdaydan çok toprak çıktığı için Fadıllıoğlu tarlalarda toprak bırakmadı diye espiri yapılıyormuş. O günlerin canlı tanığı Havva
DERİN ( bugün 94 yaşında-2003 yılı), o zamanlar devlet yoktu, devlet Fadıllıoğluydu, her istediğini yaptırıyordu diyor.
Havva DERİN, benim günümde 3 kez çekirge salgını oldu ve çekirgeleri çuvallara, hararlara doldurup kuyulara gömüyorduk diyor. Çekirge salgını 1- Piyamının bayır, 2- Münzürlünün bahan, 3- Yazı mevkilerinde olmuş. Çekirgeler bulunduğu yerde ekin, ot, yaprak.. vb. ne varsa tamamen yiyormuş.
Havva
DERİN'in anlattığına göre, Karaoğlangilin Abdullah (Mehmet KARA'nın kardeşi) İstanbul'da suda boğulmuştur, yine Şaraylının Battal ya da İbrahim'de yüzmek için girdiği suda boğularak can vermiştir.
Dedağgilin Hasan (Zülfikar ŞAFAK'ın kayınpederi) seferberlikten tebdili hava gelmiş, örtülüde ölmüştür. Köyde erkek kalmadığı için bacıları gidip cesedi eşeğe yükleyerek köye getirmişler ve defnetmişlerdi.
Lallo Süleyman ( Süleyman KOCA) ben bizim köyün 30 ev olduğunu biliyorum diyormuş. Yine Halil efendi ben köyün 40 hane olduğunu çok iyi biliyorum diyormuş.
Köyümüzde Arazi ( Mevkii) İsimleri.
Gur
Berci puvarı
Kılıçarslanın Dere
Leşkeri
Temire
Bahan
Avezinin Kuyu
Grabez
Halife
Geriş
Gomakhan
Macanoğlu
Mahrak
Arapça Harmanı
Kızıl Güney
Kızıl Yazı
Tatarın Kavağı
Menteşe
Dızzığın Kale
Golateyrek
Oyumucu
Zobudaşı
Gızılgaban
Örtülü
Fadıllı
Ağulluk
Piyamının Bayır
Mehrap Ardı
Kandil
Pakaylı
Canşer
Çalıca
Çakmaklık
Mezire
Sultanseki
Pinik
Vaylamının önü: (Musalının yazlaklara giden harık ile ağgediğin arası)
Gölezmi: (Nergizlinin sayın arkasında bulunan ve divanlının yazlaklara yakın olan çöskü.Karlar eriyince burada küçük gölcükler oluşur.)
Varsaklar: (Yazlaklarda iki harığın arasında kalan düzlükler.)
BİR ZAMANLAR DİŞDERİK VE KÖYDEKİ ARAZİLERE SAHİP OLAN AĞALAR
Fadıllıoğlu
Kelemerinoğlu
Deli Tevfik
Ömer Efendinin oğlu
Gavur
Emiroğlu
Çelikoğlu
Dedebekir
Gülbegoğlu Hacı
Gülbegoğlu Tevfik
|