Bir hayalim var... Şimdi ne alaka...Benimki de tuhaflık işte. BASAMAKLARDA UNUTULAN VEFA DİŞTERİĞE İLAVE İÇME SUYU
Yazlak şenlikleri organizatörlerin deneyimine bağlı olarak kurumsallaşarak ve daha profösyenel bir anlayış kazanarak yoluna devam ediyor. Katılımın sürekli artış göstermesi ilave masa, sandalye ve gölgelik alımını gündeme getirdi. İhtiyaç duyulan tüm malzemelerin temin edilerek şenliğimize katılanların hizmetine sunulmasını görev telakki ediyoruz. Düzenlemiş olduğumuz her üç şenlikte de yemeklerimizin ve hijyenik ortamda yapılan servislerimizin çok beğenilmesi bizleri ziyadesiyle memnun etmiştir. Bu yıl yine, şenliğimizle özdeşleşen düğün pilavı, söviş, reyhan, üzüm ve ayrandan oluşan ikramımız çok beğeni topladı. Aşçılarımıza ve servisle görevli gençlerimize teşekkür ediyoruz. Bu yılki şenlik programımız da önceki yıllarla paralellik arz etti. Yemek, protokol konuşmaları, Osmanlı armasının açık artırma ile satışı ve çekilişler. Açık artırma ile çekilişlerden elde edilen gelirler köy ihtiyaçlarına harcanmak üzere muhtarlığa teslim edildi. Bu konudaki katkılarından dolayı Belediye Başkanımız Halit Konuk’çu ile Milletvekilimiz Mevlüt Aslanoğlu’na teşekkür ediyoruz. Şenlik programımızın zenginleştirilmesi adına fanteziden uzak, ayakları yere basan ve genel kabul görecek katkıları bekliyoruz. Zaman zaman açık artırmadan şikayetler duyuyoruz ve şenliklerin para toplama aracı haline gelmemesi gerektiği söyleniyor, bu görüşe katılıyor ve saygı duyuyoruz ama köyde inşaat halinde çok proje var ve yeni projelerde gündemde, bunların çoğu muhtarlığımızın gayretiyle ve devlet – vatandaş işbirliğiyle yapılıyor. Derneğimizin bütçesi ile eğer toplanabilirse köyden toplanabilecek para miktarı hepimizce malum, öyleyse bu eksik projeler nasıl tamamlanacak, arzu ettiğimiz güzel hizmetler nasıl gelecek. Bu konuda Hemşerilerimizin engin sağduyusuna güveniyor ve katkılarının devamını bekliyoruz. Bu yıl organize heyetinin yaptığı değerlendirmede, önümüzdeki şenliklerimizin farklı aktiviteler ile zenginleştirilmesi fikri benimsendi. Gerçi bunun küçük bir örneğini bu yıl sunduk. Gençlerimiz kendi imkan ve becerileri ile balık tutarak, dağ-bayır gezerek adeta safari yaparcasına canşere gittiler, orada Ogün ve Mehmet Ali’nin yaptığı balıklar ile jilet Bayram ağabeyin her derde deva enfes ciğer sotesini yediler. Önümüzdeki şenliklerde bir gün sağlık taraması, bir başka gün tarım, hayvancılık ve sosyal konularda panel ve konferanslar düzenlenmesi şeklinde aktiviteler gündemimizde. Yapılan değerlendirmelerde, şenliklere hazırlığın muhtar ya da dernekte bir kişiye bırakılmasının bu kişileri zor durumda bıraktığı ve bu kişilerin günlük işlerinin aksamasına neden olduğu, bundan sonra şenliğe hazırlık için bir kişinin görevlendirilmesinin gerektiği kararı çıktı. Ayrıca köye dikilen ve bundan sonra dikilecek olan ağaçların periyodik aralıklarla sulanması, kazılması, şenlik alanının düzenli tutulması ve muhtarlıkça verilecek olan bu mahiyetteki diğer görevleri yapması için yazın 4 aylığına asgari ücretle çalışacak bir kişinin görevlendirilmesi gündeme alındı. Şenlikleri düzenlemekteki amacımız köyümüzü ve kültürümüzü yeni kuşaklara tanıtma ve yaşamasını sağlamaktı. Şenlik denilince aklımıza sadece eğlencenin gelmesi yanlış olur kanaatindeyiz. Kültürümüzdeki yeri tartışılan şenlik ve festival anlayışının felsefi altyapısını değerlendirecek durumda değiliz ama bizim şenliğimiz, içinde eğlenceyi, sohbeti, nükteyi, yeni kuşakların köyü ve köylüyü tanımasını, eskilerin sılayı rahim yapması, bir parça hüzünlenip hey gidi günler demesini barındıran kendisine özgü bir şenliktir. Başka organizasyonların güzelliğini almaya hazırız ama aşağılık kompleksi içerisinde ille de onlara benzemek gibi bir düşüncemiz yoktur. Biz daha orijinal şeyler yapalım, başkaları bizden görüp alsınlar. Kısacası her şeyin doğru ve güzel olanına evet, içerikten yoksun körü körüne taklide hayır. Gençlerimizin tatil programlarını bir sonraki şenlik tarihine göre yapmaları, bir sürü masrafa ve sıkıntıya katlanarak köye gelmeleri maksadın hasıl olmakta olduğunu gösteriyor. Bu asla küçümsenmesin, orijinalliği olan önerilerle desteklensin. Bu yıl ki şenliğe emeği geçen herkese ve tüm misafirlere teşekkür ediyor, daha güzel şenliklerde buluşmak ümidiyle selam ve saygılar sunuyoruz. Bu gün yine dostlar meclisinde şöyle bir geçmişe yelken açtık, hayıflandık, efkarlandık, hey gidi günler deyip iç geçirdik. Ah o güzel günler artık çok geride kaldınız, kendinizi çok özlettiniz. Bu duygusal atmosferden çıkmadan çocukluk yıllarımız olan 1970’li yıllardan bu yana geçen süreyi bir film şeridi gibi gözümün önünden geçirdim. Neydi o günler, köyümüzün en kalabalık , cıvıl cıvıl olduğu günler, henüz evler yıkılmamış, her harabeye bir baykuş tünememiş, insanların heyecanlı, kanaatkar ve neşeli olduğu o günler. Okulumuz açık 180-200 civarında öğrenci mevcudu var, 5-6 öğretmen eğitim veriyor, öğrencilerin hepside güleryüzlü, çalışkan siyah önlükler içerisinde cıvıl cıvıllar. Her okulda olduğu gibi biraz bitirim tipler, azıcık haylazlık yapanlar da yok değil. Öğlen ve akşamları ev dönerken serto’nun korkusunuda içimizde duyarak meydandan geçip evimize gidiyor, bezden dikilmiş çantamızı ve önlüğümüzü evin ortasına fırlatıyor, arkadaşlarla oynamak için dışarı çıkıyor ve geç saatlere kadar eve girmiyorduk. Köy meydanı günün her saati ama özellikle okulların dağılma saati olan ikindi sonrası en haraketli saatlerini yaşıyor, büyüklerimiz guruplar halinde sohbet ediyorlar, kimi seferberlik hikayesi anlatıyor, kimi inek alıp eşek satıyor, kimi yemek tarifi yapıyor, kimi Erzurumlu hocadan bahsediyor, bazılarıda azıcık saf birini araya almış bir köşede makara yapıyorlar. Yaşlı amcalar Şişman Osman’ın duvarının dibindeki hezanın üstüne oturmuş, belini duvara vermişler geçmişin genişçe özetini yapıyorlar. Bizde kıyıda köşede bir yer bulup yanlarına çömeliyoruz ve dinlemeye başlıyoruz, hatırımızda kaldığı kadarıyla, yaz ayları yazlaklara, derenin bağlara taşınıyorlar adeta göçü andıran bu taşınmalar nedeniyle köy iyice boşalıyor, bazen tatsız olaylar yaşanıyor, taşındıkları bağ evlerinde daha ilkel koşullarda yaşıyorlar ama birlik ve beraberliklerini her daim muhafaza ediyorlar, dayanışma içinde huzurlu ve neşeli bir yaşam sürüyorlar. Bu bağ evlerinde asırlık dut ağaçlarının gölgesinde hoş sohbetler olduğunu, geçmişin yad edildiğini, geleceğe ilişkin planların yapıldığını, yokluklardan, kıtlıklardan, savaştan, Yemenden, Çanakkaleden, Sa-rıkamış’tan bahisler açıldığını, dermansız dertlerden, yiyici yaralardan söz edildiğini, ağaların zulmünden konuşulduğunu büyüklerimizin sohbetlerinden anlıyoruz. O zamanlar köyde meyve ağacının olmadığını, sebze ekilmediğini hatta beyaz nohutun bile lüks bir yiyecek olduğunu ama bunlara rağmen daha neşeli olduklarını dinliyoruz. Biz filmi geri sarıyoruz, okuldan gelmişiz, sokakta iyice oynamış ve acıkmışız, mevsim sonbahar veya kış birazda üşümüşüz eve giriyoruz, ocaklık yanıyor, evin büyükleri ocaklığın etrafına toplanmış, annelerimiz henüz gelin denilecek çağda, bu nedenle ocaklığın yanında onlara ayıracak yerimiz yoktur, bu arada ocaktaki tarhana çorbası yanmasın diye arada onu karıştırıyoruz, zaten pişen bulgur pilavını biraz kenara koymuşuz, yaşlılar arada heket(hikaye) anlatıyorlar, yemekler hazırlanana kadar hem ısınıyor, hem heket dinliyor, hem de çıranın ışığında ders çalışıyormuş gibi yapıyoruz. Ama artık çıra da yok, gaz lambası da yok insan o loş ışığı, çıradan çıkan isin kokusunu bile özler oldu. Önce çıralar tedavülden kalktı, onların yerini gaz lambaları, lüküsler aldı, daha sonra sobalar yaygınlaştı böylece genç kadınlar ocağın uzağında üşümek olan maküs talihini kırmış oldular. Soba yaygınlaşınca daha az tezek yakar olduk, artık odun yakıyoruz, ocaklarda yanmaz oldu, ekmeği bile sobada pişiriyorlar, Vallahi ben yanan ocağın etrafında oturmayı, ışığı ile her yüze akisler çizen çırayı özledim, siz özlemediniz mi? Eskiden köy kalabalıktı, hayvanat çoktu dolayısıyla her evden bir çoban çıkıyordu, arazide bir kalabalık, bir hareket oluyordu. Çiftçiler kara sabanlarıyla çokta verimli olmayan toprakla mücadele eder çoluk çocuğunu muhannete muhtaç etmemeye gayret ederlerdi. Her taraf ekildiği için özellikle yaz aylarında çobanlar mecburen dağa giderlerdi, şimdilerde kuşların bile olmadığı o dağların dili olsa da o günleri bir anlatsa. Dağdaki yılkı atlarından, çift sürme zamanı dışında kalan dönemdeki öküz sürülerinden, çobanların zaman zaman çektikleri sıkıntılardan, oynanan oyunlardan, kurda kaptırılan koyunlardan, yapılan ziyanlardan ve tabiki tatlı yalanlardan dağların taşların dili olsada konuşsa. Köy yeri harman kalkana kadar korlanıyordu, köy yerindeki bu yasağın kalktığı zaman çobanların bayramı olurdu. Artık hayvanat yok, çoban yok, köy yeri korlanmıyor, dağa giden yok, 1967 yılından bu yana kara keçi heyet kararı ile yasak, dolayısı ile her yerde zayıfta olsa ağaçlar, çalılar olmaya başladı ama köy boşaldı, hey gidi günler, ne kadarda geride kaldınız. Biz devam edelim, dağda üşüdüğümüz için yaktığımız kevenin, gıngılın, çaşırın ateşini söndürüp köy yerine iniyoruz, gerçi genel olarak köy yeri serbest ama bir sürü yer korlanıyor, bir hatırlayalım yukarı bayır, aşağı bayır, Musalının bayır, şavuklununbayır, sülogilinbayır, karatepe, bahan, kulluklar, kandil, şükrünün tepeleri, Hessigin yusuf’un say daha bir çok yer. Çobanlar hayvanlarını otlatacak yer konusunda sıkıntı çekiyorlar. Oda ne? Orak şakırtısı duyuyorum, ekinler biçiliyor, hozanlar açılıyor, yazıda, harmancıkta, mehrap ardında, oyum ucunda, mezirede, bölük oyumda, gebikte, dişderikte velhasıl her yerde, çobanlarda hozana erken gitme telaşı, bazen hozan kavgası varsın olsun, gül dikensiz olmaz. Şimdilerde ne hozan var nede hozanı otlatacak çoban. Sağılan koyunların sütüne birkaç damla incir kanı damlatılarak yapılan koğurtmaç tatlısıda artık tarih oluyor. Biz yine kürkçü dükkanımıza yani meydana dönelim. Bakkaldan aldığımız sucuğu bisküvinin içine koyup yedikten sonra meydana bir göz atıyoruz, kimler var kimler:Sütçü Mehmet, Aşçı Mehmet, Derviş Mehmet, Topal Mehmet, Halloşun Mehmet, Gül Mehmet, Yuhuç Mehmet, Tıncık Mehmet, Bekçi Mehmet, Hafıs Mehmet, Cin Mehmet, Laz Ahmet, Kel Ahmet, Sefer Çavuş, Hüllopun Yusuf, Şişman Osman, Sarı Osman, Onbaşının İbrahim dayı, Turan dayı, Efe Maksut, Sıddık dayı, Talip dayı, Cemil ağa, Zemci dayı, Kavun Mustafa, Hüseyin ağa, Salih Emek, İbrahim Usta, Yemen dayı, Yusuf Ziya, Şarallının Süleyman dayı, Lemen Emi, Yahyanın Süleyman, Lalık İbrahim, Şakir Mol, Mehmet Çavuş, Habib Kahya, Paroşut, Bölükbaşı, Koluk Mahmut, Yusuf Can, Mihrali dayı, Kamburoğlu, Yarım Gocu, Abbasgilin Bekir, Hüseyin Tümer, Sadık Kök, Şükrü dayı, Korossugun Ali dayı, Vahdettin Baykara, Bekçi Apo, Musa Derin, Kelemerin Faruk dayı, Doktor dayı, Koreli, Zekeriya Sağer ve daha niceleri. (Lakap kullandığım için yanlış anlaşılmayacağımı umuyorum. )Ölenlere Allahtan rahmet, sağ olanlara sağlıklı ve uzun ömürler diliyorum. Bunların hepsiyle ilgili tatlı anılarımız vardır, hiçbirini unutamıyoruz. Bizlerde köyümüze, insanımıza hizmet ederek gök kubbede hoş bir seda bırakalım istiyoruz. Bizlerden önce köylülerimiz, muhtarlarımız köyümüze yenilikler getirmişler, büyük hizmetlerde bulunmuşlardır. Meyvesi olmayan köyden, her türlü meyvenin yetiştiği bir köy yapmışlardır. Telefon, İçme suyu, Kanalizasyon, elektrik gibi alt yapı hizmetleri tamamlanmış, boğa barınağı yapılarak daha verimli hayvanlar yetiştirilmiş, sulama kanalları, köprü ve menfezler yapılmış, yol asfaltlanmış, okul ve sağlık evi açılmış, köy konağının kaba inşaatı tamamlanmış, tohum ıslahı için selektör binası yapılmış, arazi çeşmeleri ve daha nice hizmetler ve güzellikler yapılmıştır. Arazilerimizde bulunan bu çeşmeler ve buz gibi sularımızla ilgili nice anılarımız vardır. Biz bir küllü desek, bir birik veya harmancık ya da yama puvar, sel puvar, kara puvar, ağ puvar, Adilin puvarı, kemer, zobudaşı desek tüylerimiz diken diken olur. Belligin deresi, kösenin tutu ve tabi ki canşer bizi bir başka heycanlandırır. Damağa, gargaralar, inigin dibi, kopuran, menteşe, kallankoş, köprüdaş kimbilir ne çağrışımlar yapıyordur. Allah aşkına buraları özlemediniz mi?Yaz sökünü, güz sökünü, tavşan , keklik, derede tutulan balıklar, Keban alabalık tesisleri daha nice güzellikler, nergizler, tırşıklar, çiğdemler, deve dabanları, dağınlar, kuş kirazları , alıçlar hangi birini sayayım bunlar sizi köye çekmiyormu. Avlanan balıklar, keklikler, tavşanlar size bir şeyler hatırlatmıyor mu? Allahu alem siz Küllüde çağla bademin yanında tırşık, deve dabanı, domates ve taze naneden yapılmış salata yemediniz, bunun tadını bilmiyorsunuz. Bunların hepsi ve daha fazlası için sizleri ata yurdunuza, köye bekliyoruz. Ülkemizde özellikle 1975’lerden sonra yaşanan göç dalgası köyümüzüde vurdu. Önce insanlarımız bir bir gitti, sonra evlerimiz yıkılmaya başladı, Orta Okulumuz kapandı, derken İlkokulda kapandı, hayvanlarımız azaldı, bahçelerimiz kurudu, çeşmelerimiz bozuldu velhasıl ikibinli yılların başında harabe, hayalet bir köy kaldı. Son üç beş yıldır hiç olmazsa emeklilerimizi yaz aylarında köye çekmeye çalışıyoruz, hemşehrilerimizin tatillerinin hiç olmasa bir bölümünü köyde geçirmeleri için gayret ediyoruz. Köyün elektrik, içme suyu , kanalizasyon, yol, telefon, internet gibi tüm altyapı sorunları çözülmüş durumda, bu konularda hiçbir sıkıntımız kalmadı. Köy hizmet binamızdaki çalışmalar hızla devam ediyor, çocuk parkı çalışmaları gündemimizde, ağaçlandırma çalışmaları genişleyerek sürüyor, okulumuz yeniden açıldı, Yazlak şenliklerini geleneksel hale getirdik, hemşehrilerimizin önerileriyle yeni hizmetler yapmaya hazırız. Saygıdeğer Aktaşlılar işim icabı Arapgir’in 42 köyünüde gezdim ve bizim köyün arazisinden daha büyük, daha düz ve daha verimli arazi görmedim. Bazı köylerde bizden daha fazla su var ama sulanacak arazileri yok, bizde suda var arazide var. Elin Osmaniyelisi, Adanalısı, Aydınlısı, Sökelisi, Muğlalısı bizim dağlara arıcılık yapmaya geliyor ve para kazanıyor, biz niye arıcılık yapıp ‘Aktaş balını’bir marka haline getirmiyoruz. Avrupa Birliğine gireceğimiz yakın gelecekte hiç katkı yapılmayan bu doğal gıdalar daha çok müşteri bulacaktır. Üzüme gelince, Arapgir’in meşhur üzümünü bölgede bilmeyen yok, artık ulusal çapta Arapgir üzümü hak ettiği saygın yerini almaya başladı. Bizim köyün üzümü 2005 yılında toplam olarak 175 milyar liralık üzüm satan Yukarı Yabanlı köyünden, 2005 yılında üzümden 300 milyar lira para kazanan Onar köyünden, 425 milyarlık üzüm satan Saldek’ten ve 750 milyar liralık üzümü sadece 2005 yılında satan Tepte köyünden daha kaliteli. Son yıllarda köyümüzden ve çevre köylerden satılan badem ve kirazın miktarı hatırı sayılır rakamlara ulaştı. Arapgir, Kemaliye ve Ağın ilçelerinin dutları, dolayısıyla dut pekmezleri Türkiye’nin en kaliteli pekmezleri olarak litaratüre geçti. Seferberlikte Yemendeki askere bu bölgenin dut pekmezleri gönderiliyordu, o yıllarda bölgede ipek böcekçiliğide yaygındı. Geniş meralarımız tarımla uğraşmak istemeyenlere hayvancılık fırsatı sunuyor. AB ve Tarım Bakanlığının vermiş olduğu krediler bir hayli cazip hale geldi, bunları değerlendirmeliyiz. Hep beraber el ele vererek köyümüzün kararan bahtını ağartmalı, gurbet ellerde hayıflanarak köyle ilgili sonuçsuz kalan konuşmalar yapmak olan tecellimizi değiştirmeliyiz. Ben hem Ülkemizin hem de köyümüzün geleceğinden çok ümitliyim. Muhtarınız olarak sizleri köyde görmekten mutluluk duyduğumu belirtmek istiyorum. Hepinize selam ve sevgilerimi sunarım. MART-2006 HÜSEYİN ŞAFAK (Muhtar) EY BİZİM KUŞAK! İki kapılı handa başlayan yolculuğumuzda çocukluk ve gençlik duraklarını geride bırakıp gece gündüz yürümeye devam ediyoruz. Bizler çocukken benim şuanda bulunduğum yaşta olanlara amca, daha ziyade dayı diyorduk. Artık bizler de amca, dayı kategorisine çoktan girdik. Yılların ne kadar hızlı geçtiğini en güzel etrafımızdaki çocuklar söylüyorlar. Yolculuğa beraber çıktığımız arkadaşlarımızın bazıları çocuklarını evlendirmeye hazırlanıyorlarmış, hey aksi… bu çocukları hormonlu gıdalarla mı beslediniz, ne çabuk büyüdüler, yıllar bu kadar hızlı geçti de biz mi farkında değiliz. Oysa bizler hala çok genç olduğumuzu düşünüyorduk, ne yapalım Karacaoğlan gibi biz de ‘bir kız bana amca dedi neylersin' diyor kaderimize rıza gösteriyoruz. Zaman zaman arkadaşlarla görüşüp dertleşiyor, geçmişten bahisler açıyoruz. Ne kadar da çok anımız birikmiş, hey gidi günler… Dostlarımızın kimi benim gibi midesinden şikayetçi, kimileri belinin ağrıdığını söylüyor, bazıları ise gözlük takmadan bir şey okuyamıyorum diye sızlanıyor. Yaşlılık emaresi azizim bunlar yaşlılık… Zamanın birinde Azrail bir şahsın canını almaya gelmiş, bizimkisi itiraz etmiş, Dostlar meclisinde sık sık çocukluk dönemimizi hatırlıyor, yaptığımız haylazlıkları anlatıyoruz. İnsan yaşlandıkça çocukluğuna geri dönmeyi ne kadar arzuluyor, oysa çocuklar da bir an önce büyümek istiyorlar, ne yaman çelişki. Bizim kuşak olarak çocukluğumuzu ve gençliğimizi dolu dolu yaşadık inancındayım, onun için çocukluğa dönme arzumuz anlayışla karşılanmalı. 1980'lerden sonra doğanlar damağa'yı, gargaraları, menteşeyi, inigindibini, yüzdüreni, kallankoşu nereden bilecekler veya gabalak avı ya da dibine oyunundan ne anlayacaklar. Hele bunlar 7-8 arkadaş bir araya gelip kuzu gütmesini, kuzuları mağaralara doldurup saatlerce yukarıda saydığım göllerde çimmeyi ne bilsinler. Şimdikiler kara taşı, çelik oyununu, lengiri vb. oyunları pek bilmezler, artık bunlar hatıralarda kaldı. Hasılı kelam viran olası beldede evladı iyal var, çok hatıra var. Hangimiz uzun bir yolculuk sırasında, güneş gurub ederken fonda dertli bir türkü varken o çağlara yelken açmıyoruz. Şair Karakoç'un dediği gibi; Ay ışığı pencereden vuranda Vallahi bunlar tehlikeli düşünceler, ey bizim kuşak anlatacak anılarımızın artmış olması, özlemlerimizin çoğalması hayra alamet değil, benden duymayın ama yaşlanıyoruz galiba. 20. 02. 2006
SİTEMİZ BİR YAŞINDA Bundan bir yıl önce, 2004 yılının nisan ayında başlayan yolculuğumuz eksikliklerimize rağmen, ilk günkü heyecanını kaybetmeden birinci yılını doldurmuş oldu 22 nisan 2005 tarihi itibariyle sitemizi 3610 kişi ziyaret etmiş durumdadır. Bu küçümsenecek bir rakam değildir. İnternet kullanımı arttıkça ziyaretçi sayımızın çok daha artacağından kuşkumuz yoktur. Uzun uzadıya yazılan yazıların okunmama riskini de göze alarak, duygu ve düşüncelerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum. Aktas koyu. Com sitesi, nisan 2004 tarihinde yıllık 100 dolar ücret karşılığı, servis sağlayıcı firma olan asys1. net firmasından alınmıştır. Önümüzdeki 3 yıllık süre için 120 dolar karşılığı sözleşme uzatılacaktır. Bu bir yıllık süre zarfında ilgi ve katkılarını esirgemeyen herkese ama özellikle teknik yardımlarından dolayı Adile-Hasan KARCİ çiftine, heyecan ve katkıları nedeniyle Mikail ve Ogün TÜMER'e teşekkür ediyorum. Servis sağlayıcı firmaya iki yılda yapmış olduğumuz 220 dolar ödemenin 200 dolarını karşılayan derneğimize ayrıca şükranlarımı sunuyorum. Bu mütevazi siteyi hazırlamak ve köyümüzde ki Yazlaklar şenliğini düzenlemedeki birinci amacımız, kalabalıklar arasında kaybolan hemşehrilerimize bir aidiyet duygusu kazandırmaktı. Modern toplumu kuşatan popüler kültür, insani değerleri dişlileri arasında yok eder hale gelmiştir. Benliğimiz, geleneklerimiz, kültürümüz, hatıralarımız velhasıl tüm değerlerimiz farkında olmadan eriyip gitmektedir. Bu erimeyi en aza indirmek, belki de bizim insanımız adına geciktirmek için bu küçük adımları atıyoruz. Çok iddialı değiliz ama vicdani sorumluluklarımızı yerine getirdiğimiz inancındayız. Siz duyarlı hemşehrilerimizin katkılarıyla önümüze yeni ufuklar açılacak ve hep beraber ‘biz' olarak yaşamımızı sürdüreceğiz. Belki dünyayı değiştiremeyeceğiz ama kendimizi olumsuzluklardan koruyup geliştireceğiz. Bizler yukarıda değindiğimiz duygu ve düşüncelerle bir şeyler yapmaya niyet ettik. Aktaş sevdalıları bu niyetlerini korumaya ve daha güzel şeyler yapmak için çalışmaya kararlıdırlar. Özellikle 2004 yılındaki çalışmalarımız sırasında maddi ve manevi yardımlarını bizlerden esirgemeyen kaymakamımız Hikmet AYDIN'a(şu anda Amasya Vali yardımcısı) çok teşekkür ediyoruz ve bir vefa borcu olarak köyde yaptırdığımız binaya kaymakamımızın adını veriyoruz. Bu hizmetlerin yapımında hayırsever hemşehrilerimizin çok katkısını gördük, ileride bunları ayrıntılı olarak yazacağız, katkılarından dolayı hepsine teşekkür ediyoruz. Bizler Aktaş'ın veAktaşlıların her şeyin en güzeline layık olduğunu ve Aktaşlıların her şeyin en mükemmelini yaptıklarını biliyoruz. Kafamızda köyümüz ve köylülerimiz için ayakları yere basan çok güzel projelerimiz var. Bunların bir kısmını gerçekleştirdik. 12 öğrencimize burs veriyoruz, bu rakamı dördüncü yılın sonunda 25'e çıkarmayı hedefliyoruz. 2005 yılında burs miktarı öğrenci başına aylık 80 milyon TL (80 YTL)'dir. Yine köyümüzü ve mezarlığımızı ağaçlandırma çalışmalarımız devam ediyor. Köye yapılan sosyal tesisimizin inşaatı devam ediyor. Köy yolunun asfaltlanması çalışmaları bitmek üzere. Gelecekte köyle ilgili bir bülten çıkarma projemiz var. Kooperatifimiz kurulma aşamasında, her türlü hukuki presödür tamamlandı, çevre köylerden de üye kayıtlarına başlandı. Köyümüze bir adet veteriner hekim atandı. En büyük sorunumuz olan içme ve sulama suyu hususundaki sıkıntıları yakın bir gelecekte aşmayı hedefliyoruz. , köy girişine ‘hoşgeldiniz ve güle güle' levhası planlanıyor. Sitemizde bir yıldır faaliyette. Bunları hep beraber yaptık, bundan sonrada birlikte daha güzel şeyler yapacağız. Bu siteyi hazırlayan bizler, eğitimimiz nedeniyle 12-13 yaşlarında köyümüzden ayrıldık. Gerçi her yıl tatilimizi köyde geçiriyoruz ama köyden çıkalı 22-23 sene oldu dolayısıyla birçok geleneğimizi, oyunlarımızı, masallarımızı, deyimlerimizi, bilmecelerimizi, kullandığımız kelimeleri unuttuk. Bu konulara ilgisi olan hemşehrilerimiz lütfen bilgilerini bizimle paylaşsınlar ve sitemizin zenginleşmesine, kültürümüzün yaşamasına katkıda bulunsunlar. Şu ana kadar bu hususlarda ciddi bir katkı gördüğümüzü söyleyemeyeceğim. Ayın yazısı diye bir pencere açtık, düşünenlerin düşüncelerini burada bizimle paylaşmalarını arzuladık ama bir yılda sadece iki yazı geldi, düşünenimiz yok demeye dilimiz varmıyor sadece hayal kırıklığına uğradığımızı söylemekle yetiniyoruz. Bizler bu site vasıtasıyla sevincimizi ve üzüntümüzü, düşünce ve dileklerimizi, geçmişimizi ve geleceğimizle ilgili beklentilerimizi paylaşalım istedik. Maksadımıza tam ulaştığımızı söyleyemeyiz ama ümidimizide yitirmedik. Gidip göremediğimiz uzak yerlerde, babalarımıza ait bir köy vardı, şimdi bizden küçük bir ilgi bekliyor, orada yaşayanlar bir tebessüm bekliyor diyenler çoğaldıkça bu amacımıza ulaşacağız. Bizler hayat felsefemiz gereği yaptığımız işi en mükemmel şekilde yapmalı ve başkalarına örnek olmalıyız. Bunu yapacak birikime sahibiz, lütfen elimizi biraz daha taşın altına sokalım. Risk almadan kalıcı başarılar sağlanamıyor, birlikte hareket edersek başarı kendiliğinden gelecektir. Bu duygu ve düşüncelerle selam ve saygılarımı sunarım. Ağustos ayının üçüncü haftası köyde buluşmak dileğiyle. MERHABA AKTAŞ Kaymakamı olmaktan mutluluk duyduğum güzel ARAPGİR İlçesinin güzel köyü AKTAŞ ve onun güzel insanlarına selam olsun. Görev yaptığım süre içerisinde ARAPGİR merkez ve köylerinin eğitim, sağlık, altyapı ile diğer tüm sorunlarının çözümü için ve de vatandaşlarımızın yaşamlarını kolaylaştırıcı her türlü tedbir alınmış, var gücümüzle çalışmaya devam edilmektedir. Köylerimiz arasında özel bir yeri olan Gocu köyümüzün sorunları da aynı bakış açısı ile çözülmeye çalışılmaktadır. Coğrafi olarak güzel , insan kaynağı tertemiz vatanına milletine sonsuz bağlı yüksek karakterli insanların yaşadığı köyümüzün bir diğer özelliği de birbirine bağlılığı; Gocunun yetiştirdiği toprağına ve toprağa hizmet eden insanlara gönülden bağlı ve güven duyan o güzel insanlara bu siteyi kurdukları, köylerine ve ilçelerine madden ve manen destek verdikleri için ve acizane bize duydukları sevgi ve güven için teşekkürlerimi borç bilir her türlü güzelliğin Gocu ile beraber olmasını diler selam sevgi ve saygılarımı sunarım.
Daha iyi ve daha yaşanabilir bir AKTAŞ dileğiyle. Hikmet AYDIN MERHABA Zaman ne kadar çabuk geçiyor değil mi? Daha dün Ergice yolun dolanbaçlarında, güccük gargarların bulanık sularında, garapuvarda, dişterikteydik. . . Yüzlerimiz garıncalı, burnumuz holluklu, pantalonumuz yamalıklı değil miydi. . . Bütün dünyamız, o küçücük ama bizim için çok büyük köyümüz;amacımız bir an evvel okulu bitirmek ve sonrası, sonrası bilemediğimiz veya düşünemediğimiz gelecek. . . MEHMET ALİ SAĞLAM 14. 05. 2004 |