‘Bir hayalim var...’
Bir zamanlar bir Amerikalı söze böyle başlarmış. O adam hayallerinin gerçekleştiğini göremeden ötelere gitmiş. Benim de bir hayalim var; o da köyümüzün yeniden canlanıp üretken hale gelmesi. Dağlarında, bayırlarında hayvanların otladığı, tarlaların ekilip-biçildiği bir köy. İnsanımız ziyaret ettiğinde keyif veren, gönül ferahlatan bir köy. Can çekişen değil; gittikçe canlanan bir köy...
Peki bu mümkün mü ? Ne yazık ki mevcut arazi yapısı, ve hele de dünya görüşümüzle maalesef pekte mümkün görünmüyor.
Yaklaşık 25 Yıldır Tarım İşletmesi adında hayvancılık ve tarımsal faaliyetin bir arada yürütüldüğü büyük ölçekli devlet çiftliklerinde çalışıyorum. Ülkemize göre çok daha başarılı olan batılı örnekleri de, yerinde görme ve inceleme şansına sahip oldum. Yani modern ve verimli bir tarımsal faaliyetin, bunun yanında hayvancılığın nasıl olması gerektiği konusunda oldukça yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olduğumu söyleyebilirim .
İncelediğim verimli işletmelerin ortak bir özelliği vardı; ekonomik büyüklükte arazi ve hayvan varlığına sahip olmaları. Başarılı bulduğum hayvancılık işletmelerinin ortalama hayvan varlığı 250 Baştı. 300-500 Dönümün altındaki tarım işletmeleri, çok ta başarılı değillerdi. Hayvancılık işletmeleri yalnızca hayvancılık yapıyorlar, diğer tarımsal faaliyetlerini hayvanların ihtiyaçlarına göre düzenliyorlardı. Ancak yeterli araziye ve hayvan varlığına sahip işletmeler teknolojiyi kullanabiliyorlar ve buna bağlı olarak standartlara uygun ve düşük maliyetli bir üretim yapıyorlardı.
Tarımsal yapılanmada önemi inkar edilemeyecek, planlı üretim, örgütlenme, tarım havzalarının oluşturulması vs ancak yeterli büyüklüğe sahip tarım işletmelerinin varlığında bir anlam ifade eder. Yani evde beslenen iki inek, her tarlası 2-3 dönüme düşmüş, hatta kimine traktör zor sığan, toplamı 50-100 dönüme tekabül eden arazi varlığı ile örgütlenseniz ne ifade eder ? 3-5 İnek için hangi teknolojiyi kullanıp ta üretim maliyetlerini düşürecek, üretim miktarını arttıracaksınız ? Köyümüzün arazi varlığı , tarımsal yapısı ve hayvancılığı aynen de böyle değil mi ? Uzay çağında her evde 2-3 inek, hala orak-tırpanla hasat. Öküzün yerini traktör almış, o kadar. Köyümüz tahmin ederim yaklaşık 35-40.000 dönüm araziye sahip. Bugün ancak 500 dönüm tarlada ekim-dikim yapılıyor. Mevcut yapı ile bunun artması da mümkün görünmüyor.
Peki çare nedir ? Bu durum değiştirilemez mi ? Pekala değişebilir . Ancak bu ; pek çok şeyle birlikte , öncelikle dünyaya bakışımızın da değişmesi ile mümkün olacaktır.
Şu benim hayalime dönelim isterseniz. Köyün, bağ-bahçe, meyvelik ve ev arsası gibi özel yerleri istisna; kalan arazinin tamamen birleştirildiğini, sonra da diyelim 100-150 dönümlük parçalar halinde köylülere satıldığını düşünelim. Tarla sınırlarının ve bazı taşlık alanların da ıslah edilerek toplam araziye ilave edilmesi ile artacak olan kullanılabilir arazinin en az 400 parsel halinde değerlendirilmesi mümkün olacaktır. Bu durumda arazi alacak olan bir köylümüz, köyde otursun veya oturmasın arazisini işleyecektir. İster tarla ziraatı yaparak arpa-buğday eksin, ister ceviz, badem, armut veya bağ tesisi kursun. Her halükarda araziler işlenmiş olacaktır. Köy dışında ikamet eden köylülerimizin traktörü olan komşularından yararlanarak arazilerini işlemeleri, biçim zamanı köye getirilecek biçerdöverle hasat yaptırmaları veya kuracakları değişik meyve veya bağları yılda birkaç defa sürdürmeleri ve elde edecekleri ürünlerle hem kendi bütçelerine katkıda bulunmaları, hem de köyde mevcut traktörlerin değerlendirilmesi çok yararlı olacaktır. Köyde ikamet eden kardeşlerimizin tarımsal mekanizasyondan daha fazla yararlanmaları ve gelirlerinin artması; köyü daha yaşanılabilir bir yer haline getirecektir. Böyle bir planlamada köyün eski yerinde veya planlanacak yeni bir yerde, diyelim 1 dönümlük ev arsaları ayrıca satılabilir. Böylece köylülerimiz, hem yazları kalabilecekleri bir dinlenme yerine, hem de dilerlerse tarımsal faaliyet yürütebilecekleri arazilere sahip olmuş olacaklardır. Böylece bugün için ne alınabilen ne de satılabilen, hala rahmetli dedelerin üzerine kayıtlı köy arazileri bir kıymet haline gelecektir .
Peki böyle bir uygulamadan kimse zarar görmeyecek midir ? Asla. Köyle irtibatını kesenlerin arazileri kendilerine parasal değer olarak dönecektir. Köyün kullanılabilir arazisi en az % 20 artmış olacaktır. Tarımsal teknoloji kullanımı mümkün olacak, arazimizin tamamı üretimde kullanılabilecektir. Şu an itibarı ile sınırları kaybolmuş, atıl duran, artık paylaşımı bile mümkün görünmeyen araziler kullanılabilir duruma gelecek, arap saçına dönmüş veraset konuları da halledilmiş olacaktır. Yeniden parsellenerek satılan arazilerin yerinde kalan eski arazi sahipleri de iyi bir fiyata satılan arazilerinden istifade edecekler veya yeni parseli kendileri almak istediklerinde, kendi eski arazilerinin karşılığı kadar az ödeme yapacaklardır. Kısaca söylemek gerekirse; bu uygulamadan herkes karlı çıkacaktır.
Şimdi gelelim meselenin en can alıcı noktasına. Yani bu işin uygulanabilirliğine...
Nereden geldi ise geldi , aklıma iki mesel geldi. Birincisi şu;
Bir ülkede dağların arasında bir köy varmış. Çevrelerindeki tüm yerleşim birimleri güzel yağış alan bereketli yerlermiş. Gel gelelim bahse konu köyüler sürekli kuraklık yaşar, sıkıntı çekerlermiş. Gel zaman git zaman o köye bilge bir kişi gelmiş. Bu kuraklığın çaresini bildiğini söylemiş ve izah etmiş;
-Buranın yağmurunu şu önümüzdeki dağlar engelliyor. Dağda bir gedik açarsanız yağmurunuz bollaşır ve dolayısı ile bereketli bir köye kavuşursunuz demiş.
Köylüler;
-İyi ama koskoca dağı nasıl yıkarız diye soracak olmuşlar. Bilgenin cevabı hazır;
-Valla demiş .Ben fikir veririm, gerisine karışmam .
Gelelim ikinci meselimize;
Bir dağ başında birbirine komşu iki kişi yaşarlarmış. Günlerden bir gün iki komşudan birinin kapısı çalınmış. Gelen kişi Allah’ın vazifeli meleği olduğunu, her ne dilerse yerine getirileceğini, kendisine bir gün düşünme süresi verildiğini , ancak dileğin yerine gelmesinin bir ön şartının olduğunu; kendisi neyi dilerse komşusuna bunun iki katının verileceğini söyleyip ortadan kaybolmuş. Melek ertesi gün gelip adamın dileğini sorduğunda aldığı cevap şu olmuş;
- Benim bir gözümü kör edin...
Şimdi ne alaka...Benimki de tuhaflık işte.
Efendim sürç-i lisan ettikse afvola ...
İbrahim SAYIN
BASAMAKLARDA UNUTULAN VEFA
“Beni de götürsen İzmir’e, senden başka dayanağım yok.” diyerek tuttu titreyen elleriyle oğlunun bileğinden. “Ne olur!” dedi, “Ne olur, beni de götür oğul; tek başıma yapamıyorum buralarda.” Anadolu’nun tozlu, topraklı köylerinin kavak yeli kokan diliyle serzenişte bulundu evlâdına. Yalnız kalmak artık tak demişti canına. Oğlundan gelen cevap, yaşlı gözlerini donuklaştırıverdi: “Olmaz ana; biliyorsun, götüremem seni!” Damarları çıkmış, derisi büzüşmüş cefakâr elleriyle yazmasını düzeltti: “Yakınında bir yere oturtsan beni oğlum; tövbe, girmem evine; düzeninize karışmam! Arada bir torunlarımı severim. Yok, onu da istemezsen, dışarı bile çıkmam. Yeter ki, yakınında olayım evlâdım!” Sesinde acı bir feryat gizliydi aslında. Birkaç kez yutkundu. Biricik evlâdından gelen cevap olumsuzdu. Zeynep Nine bakakaldı oğlunun arkasından.
Yaşlıydı, hastaydı. Gözlerinde kalın çerçeveli bir gözlük vardı. Yazmasını başından çenesinin altına dolandırıp bağlardı. Bir ucu yanıktı yazmasının, gönlünün bir yanının hep yanık olduğu gibi. Yalnızlık, belini biraz daha bükmüştü. Gözlerinden süzülen birkaç damla yaş, sanki daha da artırmıştı yorgun yılların remzi olan göz kenarlarındaki çizgileri. Garip kalmıştı yine Zeynep Nine. Oğluna bir yuva kurmuştu mutlu olsun diye; ama o yuvada şimdi yeri yoktu. Gelini kesin kararını vermiş; “Ya o, ya ben!” diyerek Zeynep Nine’ye evinin ve gönlünün kapılarını tamamen kapatmıştı. Hâlbuki bir huysuzluğu da yoktu Zeynep Nine’nin; sessiz ve sakindi, ne etliye ne sütlüye karışırdı. Ama gel gör ki, yaşın getirmiş olduğu istenmeyen sakarlıklar ve bitmeyen hastalıklar Zeynep Nine’yle gelini arasına soğuk bir duvar gibi girmişti. Hâl böyle olunca torunları da oğluyla beraber hasret defterine eklenmişti yaşlı kadıncağızın.
Gitmişti biricik evlâdı. Anacığını bir sürü dertle bırakıp gitmişti. Evinin duvarına yaslandı önce, sonra dut ağacın gölgesinin düştüğü yere oturdu. Uzayıp giden tozlu yolların kıvrımlarına dalıp gitti. Şalvarına yapışan çamurların kuruyanlarını temizledi. Kuru bir yaprak düştü kucağına. Alıp ezdi avuçlarında. Gözleri yaşla doldu yine. Yalnızlık çok zordu. Oğlunun gidişinden çok, vefasızlığı hırpalamıştı ruhunu. Eşini kaybettiğinde bile bu kadar üzülmemişti. Bir an dalıp gitti mazi yamaçlarına. Oğlunun okula başladığı gün geldi aklına. Dut ağacının altında taramıştı saçlarını biricik evlâdının. Bazlama yapmıştı Zeynep Kadın o gün evlâdı için. Yanına da sıcacık tarhana çorbası. Tarladan da kıpkırmızı domates getirmişti. Zeynep Nine birden çocuklar gibi masumlaştı, nemlenen gözlerini avuç içleriyle sildi. Oturduğu dut ağacının gölgesinden kalktı. Gün, akşama dönüyordu. Zeynep Nine ömrünün akşamında hüzünle arkadaştı artık.
Zaman, Zeynep Nine’nin yaşlılığını git gide artırıyordu. O yılın kasım ayı sonlarına doğru kalın çerçeveli, kocaman gözlüğünü taktığı gözleri görmez oldu. Zaten güç belâ yaptığı işleri daha da zorlaşmıştı. Allah’tan, komşuları hâl ve hatırını soruyor, ihtiyaçlarını görmeye geliyordu. Oğlu, çok sonraları öğrenecekti annesinin gözlerinin âmâ kaldığını. Zeynep Nine’de yeni bir ümit peyda olmuştu. “Acaba” diyordu, “Acaba ömrümün görmeyen gözle geçecek bu son demlerini, onların yanında geçirebilir miyim?” Yalnızlık iyice koyulaşmıştı ufkunda ihtiyar kadının. Bir de evinin kapısına çıkan o koca tümsek… Merdiven yoktu kapısının önünde, toprak bir tümsek üzerinden geçip öyle varabiliyordu kapısına. Gözleri görürken bile zor çıktığı bu tümseği şimdi nasıl çıkacaktı? Ama evlâdı onu bu hâlde bırakmazdı, evine koymasa da yakınlarında bir yerde ev tutup onu da götürürdü İstanbullara… Bekliyordu, oğlundan bir soluk bekliyordu… Nihayet bir gün muhtar, oğlundan haber getirdi Zeynep Nine’ye. Anasının gözlerinin görmediğini öğrenen oğul, ömrünün son demlerinde rahat etsin diye, evinin önüne merdiven yaptıracaktı yaşlı kadının. “Oğlun, kapının önüne basamak yaptıracak Zeynep Ana, sen inip çıkarken zorlanma diye…” Muhtarın bu cümlesi zavallı kadının son ümitlerini de boşa çıkarmıştı. “Tamam” dedi, yaşlı ve yaslı gönlünü avutmaya çalışarak. “Allah razı olsun.” diye ekledi. Öyle ya, bunu da yapmayabilirdi. Muhtar, evin önüne basamaklar yapılıncaya kadar Zeynep Nine’yi evinde misafir edecekti.
Basmakların tamamlandığı günün sabahında, oğlu geldi Zeynep Nine’nin. Evlerinin önünde durdu, basamaklar tam Zeynep Nine’ye göre yapılmıştı. Fazla yüksek olmayan, yan tarafında demir parmaklığı olan… Saydı: Bir, iki, üç… Tam yedi basamak vardı. Evin boyası eskimiş kapısına baktı. Dudakları titredi, gözleri doldu. Dut ağacın gölgesi düşmüştü yine duvar kenarına. Biraz ilerde anacığının kendisine mis gibi tarhanalar pişirdiği ocağı gördü. İçi burkuldu, küt diye bir şey düştü sanki gönlünün vefasız yanına. Bu sırada bir el dokundu omzuna: “Başın sağ olsun Bilâl!” Başı öne düştü “Dostlar sağ olsun.” derken. Yukarı mahalleden eski bir arkadaşıydı gelen. “Çok iyi insandı Zeynep Teyze. Az ekmeğini yemedim Bilâl, inşallah mekânı Cennet olur…” diye ekledi eski dost. Sustu vefasız oğul. Yutkundu. Islanan yanaklarını silerken şunları söyleyebildi: “Bu basamakları onun için yaptırmıştım. Kolay inip çıksın diye…” Arkadaşı kafasını salladı, yüzü hüzne döndü: “Keşke buraya basamak yaptırana kadar, kendi ellerinle anacığının gönlüne basamaklar yapsaydın. Olmadı be arkadaş, sana yakıştıramadık duyduklarımızı, gördüklerimizi. Çok yalnız bıraktın Zeynep Teyze’yi. Hiç olmazsa arada bir gelip hatırını sorsaydın, gönlünü alsaydın. Neyse, tekrar başın sağ olsun…” Ne doğru konuşmuştu eski dost. Yüreği ezildi Bilâl’in, gözleri doldu: “Bir kez bile çıkamadın bu basamaklardan. Keşke hayırlı bir evlât olup ben senin gönlüne çıkabilseydim basamak basamak. Anacığım, hakkını helâl et bu vefasız oğluna. Ne olur, hakkını helâl et!”
Ahmet TOPALOĞLU
YAZLAKLARDA 4. KEZ BULUŞTUK
19 Ağustos 2007 Pazar günü yazlaklarda 4. kez bir araya geldik. Yaklaşık bin kişinin şenlendirdiği kurtgediği yine unutulmaz günlerinden birini yaşadı. Birlik ve beraberliğimiz adına heyecan verici, gurur verici bir gün oldu. Gurbetle sıla bir kez daha hasret giderdi, doya doya sohbet etti, dertleşti, geleceğe yönelik hayaller kurdu, geçmişten bahisler açtı, hey gidi günler diyerek hatıralarını tazeledi, fondaki Arguvan havalarının etkisiyle bir parça efkarlandı ama çocuklarının başarısı ile içten içe gurur duydu, daha güzel ve başarılı gelecek için temennide bulundu.
Bu yıl 4. sünü gerçekleştirdiğimiz YAZLAK ŞENLİKLERİ önceki yıllara göre daha da görkemli oldu. Bu yıl programda DİŞTERİĞİN ilave içme suyu şebekesinin açılışı ile gurur kaynağımız olan KÖY HİZMET BİNASININ açılışı da vardı. Açılışlar yapıldıktan sonra saat 12:30 civarında misafirlerle birlikte konvoy halinde şenlik alanına geçildi. Şenlik alanı önceden panayır yeri gibi süslenmişti. Bayraklar, kompetiler, Atatürk posterleri, balonlar şenlik alanına ayrı bir güzellik kattı. Cumartesi akşamı şenliğimizin olmazsa olmazı olan muhteşem havai fişek gösterisi izleyenleri büyüledi. Artık bizim semalarımızda böyle görüntülere alışmış oldu . Gösteriyi izleyen GROOOOVVV sesleri de ortama ayrı bir heyecan kattı. Bu yılki şenliğimize de Mülki Amirlerimiz, Siyasilerimiz, çevre ilçelerden ve köylerden gelen misafirlerimiz büyük teveccüh gösterdiler. Hepsine teşekkür ediyoruz. Misafirlerimizden Eskiarapgir köyü muhtarı bu yıl şenliğimize ayrı bir renk kattı. Kendisine teşekkür ediyoruz. Bu yıl yine yemeklerimiz tüm misafirlerin çok beğenisini kazandı. Emeği geçen herkese ama özellikle Adıgüzel Topaloğlu ile Cabbar Sayına teşekkür ediyoruz. Şenliğimizde yaklaşık 100 kadar hediye çekilişle sahiplerini buldu. Çekiliş biletleri genel istek üzerine 2. 5 YTL bedelle satıldı. Bu yıl açık artırmada boyalarla süslenmiş, bizim toprağımızda beslenmiş koç vardı. Ahmet Topaloğlu’nun başarılı sunumları sonucunda koç 7. 500 YTL karşılığında Milletvekilimiz Öznur Çalık hanımefendi tarafından satın alındı ve koç daha sonra vekilimiz tarafından Arapgir Jandarma Komutanlığına hediye edildi. Bu yılki şenliğimize yerel basının ilgisi fazla oldu ve Malatya da yayın yapan televizyonların ilk haberi olarak ayrıntılı biçimde yayınlandı. Yazlak şenlikleri her zamanki gibi saat 17:00 sıralarında sona erdi. Emeği geçen herkese ama özellikle gençlerimize teşekkür ediyoruz. Daha güzel şenliklerde buluşmak dileğiyle…
AKTAŞ KÖYÜ HİZMET BİNASI AÇILDI
Büyük katkılarından dolayı Arapgir eski Kaymakamlarından HİKMET AYDIN’ın ismini verdiğimiz Hizmet Binamızın açılışını gerçekleştirdik. Birinci katında muhtarlık odası ve ileride müze yapılması planlanan genişçe salonu bulunan, ikinci katında ise abartısız 5 yıldızlı otel konforuna sahip dört misafir odası bulunan , 40 yıllık köy konağı rüyamıza kavuşmuş olduk. 1970’li yıllardan bu yana köyümüze bir ‘köy konağı’ kazandırma fikri gündemden hiç düşmedi. Çok projeler çizildi, kararlar alındı ama bir türlü icra edilemedi. Hayal kurmak, proje çizmek, karar almak güzel şey ama yetersiz, asıl olan icra etmektir. Herkes her şeyi düşünür, nitekim 40 yıldır onlarca kişi düşündü fakat bu kadar imkansızlığa rağmen icra etmek, başarmak bu ayrı bir meziyettir. Bir çok konuda akıl verenler yapılan işe hiçbir katkı vermezler, sonunda da yapılan iş güzel olmuşsa kendi akıl ürünü sanıp onu sahiplenmek isterler. Gerçekleştirdiğimiz hizmet binası bölgemizin en güzel, belki de Ülkemizin en güzel köy hizmet binalarından birisi oldu. Bu değerlendirme bizimle beraber Hizmet Binasını gezen Mülki Amirlerin , Siyasilerin ve diğer misafirlerin ortak kanaatidir. Yıllardır büyüklerimiz özellikle Ege bölgesindeki ve Malatya civarındaki köylerde gördükleri köy odası ya da köy konaklarının bir benzerini köye kazandırmak için girişimlerde bulunmuşlardır. Yakın zamanlarda da Arguvan Eymir köyündeki bina gezilerek bir fikir edinilmiştir. Köye gelen misafirlerin ağırlanması, köydeki evleri yıkılmış hemşerilerimizin kalacak yer sorunlarının çözülmesi için bir an önce Köy Hizmet binasının yapılması gündeme alınmıştır. İlk önce binanın yapılacağı arsanın temin edilmesiyle işe başlanmıştır. Bugün çocuk parkı olan yer ile Cevriğin evinin arkası bu iş için düşünülmüş ama çeşitli nedenlerle muaffak olunamamıştır. Daha sonra Okul lojmanları onarılarak bu işe tahsis edilmeli görüşü ortaya atılmış ama genel kabul görmemiştir. Bir sonraki aşama olarak Şavuklunun harmanların yanında bulunan ve mülkiyeti Sabri Sayman (Lokman’ın oğlu), Cihan ve Aziz Sayman ile Hüseyin Karameşe’ye ait olan üç adet tarlaya talip olunmuş ve iki tarlanın sahipleri ikna edilmiş, orta yerde bulunan üçüncü tarlanın sahipleri de ikna edilmeye çalışılırken ( ki daha sonra ikna olmuşlardır) Muhtarlık insiyatif kullanarak ve bir çok eleştiriyi de göğüsleyerek meydana, yani bugünkü yere binanın yapılmasını uygun görmüştür. Muhtarımız hemen bir proje çizdirerek 22 Ağustos 2004 yılında yapılan ilk Yazlak şenliğinde köylülerin beğenisine sunmuştur. Proje şenlikten iki gün önce Muhtar ve ilgili Mimar arkadaş tarafından çizilmiş, şenlik sabahı herkesin görmesi için erkenden şenlik alanının muhtelif yerlerine asılmıştır. Kimsenin şenlik günü bu proje ile halkın karşısına çıkılıp para isteneceğinden haberi yoktu. Şenlik sırasında muhtar ile birkaç kişi para istenecek hayırsever sponsorlar konusunda karar verip, onların anos edilerek taahhütte bulunmalarını sağlamışlardır. Bu hayırseverlerimize çok teşekkür ediyoruz. Bu gayretler sayesinde 40 yıllık düşümüz hayal aleminden gerçek aleme çıkmış oldu. Eylül 2004 tarihinde temeli atılan bina, Temmuz 2007 tarihinde hizmete girmiş oldu.
Böyle güzel bir Hizmet Binasının yapımında tüm köy halkının, Mülki Amirlerimizin, Siyasilerimizin çok ciddi katkıları oldu. İşlerini güçlerini bırakıp bu iş için koşturan, bu iş nedeniyle Arapgirde ki bir çok esnafa borçlanan ve alınlarının akı ile bu işin içinden çıkan heyetimiz en büyük katkıyı vermiş oldu. Bir elin verdiğinden diğer elin haberi olmamalı anlayışına sahip çok değerli hayırseverlerimizin isimlerini genel istek üzerine burada belirtmiyorum ama müsadeleri olursa bunları bir levhaya yazıp binaya asmak istiyoruz. Ayrıca en çok katkısı olan dört kişinin ismini odalara vermek istiyoruz. Bu bina tüm Aktaşlıların eseridir. Emeği ile binanın yapımına katkıda bulunan insanımızın hakkı para verenden az değildir ama bunlar bilinmez, yine getirdiği nakliyenin parasını almayan, kimseyi bulamadığı için getirdiği malzemeyi tek başına aracına yükleyip boşaltan nakliyecimizin hakkı diğerlerinden az değildir, yıl boyu köyün işleri için hiç ücret almadan en az 25-30 yevmiye veren vefakar 8-10 kişinin hakkı kimseden az değildir bunların hepsine şükranlarımızı sunuyoruz.
Anadolu da bir söz var ‘ev danası öküz olmaz’ diye, yani kendi insanının başarısı, çalışması pek görülmez ama yabancının mini minnacık katkısı abartılır. Artık bu kompleksten kurtulalım, kendimize güvenelim, bizim kimseye diyet borcumuz yoktur, bize bir adım atana beş adım atmışızdır, bize bir kuruş verene beş kuruş vermişizdir , bunlar hamaset değil birer vakıadır. Aktaşlıların eseri olan bu güzel binaya kıskançlık nedeniyle veya başka basit hesaplarla, hayali ortaklar aramayalım. 100 liralık bir esere 2-3 lira katkı yapılarak eserin hepsine sahip çıkılmaya kalkılırsa başkalarının hakkına tecavüz, emeğine saygısızlık olur. Aktaşlıların hepsi vefalı insanlardır bir kuruşluk katkıyı bile unutmazlar, teşekkürlerini sunarlar. Katkıda bulunanlar şartlı katkıda bulunurlarsa bunu rüşvet telakki ederiz ve böyle bir erdemsizliği kabul etmeyiz. Biz bir kez daha ayrıcalık tanımadan katkısı olan herkese teşekkür ediyoruz. Bu binanın hayali de, projesi de, gerçekleşmesi de Aktaşlılara aittir ve onların başarısıdır. Kendi çocuklarımıza hiç olmazsa kırk yabancıya verdiğimiz değer kadar değer verelim ve onlara güvenelim. Bu bina hepimize hayırlı olsun, güle güle kullanalım.
DİŞTERİĞE İLAVE İÇME SUYU
Uzun bir süredir içme suyu sıkıntısı yaşayan Dişterik mezrasının bu sorunu aşılmış oldu. Arapgir Köylere Hizmet Götürme Birliğinin katkıları ve Dişterik halkının özverili çalışması ile tam bir Devlet-Vatandaş işbirliği sergilenmiş oldu. Dişterik halkı sadece çalışarak değil ilave olarak bir miktar para vermek suretiyle bu hizmete kavuşmuş oldular. Kendilerine hayırlı olsun. Dişterik mezrasına öncelikle dağdan içme suyu getirilmek istendi ama çeşitli nedenlerle bu gerçekleşmeyince almalıkol mevkiinden ilave su getirilerek mevcut havuza bağlandı ve içme suyu şebekesi yeniden yapıldı. Emeği geçenlere teşekkür eder, hayırlı olmasını dileriz.
HER YIL DAHA GÜZEL OLUYOR
Bu yıl üçüncüsünü düzenlediğimiz YAZLAK ŞENLİKLERİ önceki iki şenliğimizden hem organize olarak hem de katılım açısından daha görkemli geçti. Başta muhtarlığımız ve derneğimiz olmak üzere tüm hemşerilerimizin gayretleri ve başarıları önümüzdeki yıllar için bizlere güven verdi. Çevre köyler ve Arapgir’den katılımın yüksek olması, uzun yıllardır köye gelmeyen bir kısım hemşerilerimizin şenlikler vesilesi ile köye gelmeleri, büyük küçük tüm hemşerilerimizin şenliğimizde gönüllü olarak her türlü hizmete koşturmaları birlik ve beraberliğimiz adına güzel görüntüler oluşturdu.
Yazlak şenlikleri organizatörlerin deneyimine bağlı olarak kurumsallaşarak ve daha profösyenel bir anlayış kazanarak yoluna devam ediyor. Katılımın sürekli artış göstermesi ilave masa, sandalye ve gölgelik alımını gündeme getirdi. İhtiyaç duyulan tüm malzemelerin temin edilerek şenliğimize katılanların hizmetine sunulmasını görev telakki ediyoruz. Düzenlemiş olduğumuz her üç şenlikte de yemeklerimizin ve hijyenik ortamda yapılan servislerimizin çok beğenilmesi bizleri ziyadesiyle memnun etmiştir. Bu yıl yine, şenliğimizle özdeşleşen düğün pilavı, söviş, reyhan, üzüm ve ayrandan oluşan ikramımız çok beğeni topladı. Aşçılarımıza ve servisle görevli gençlerimize teşekkür ediyoruz.
Bu yılki şenlik programımız da önceki yıllarla paralellik arz etti. Yemek, protokol konuşmaları, Osmanlı armasının açık artırma ile satışı ve çekilişler. Açık artırma ile çekilişlerden elde edilen gelirler köy ihtiyaçlarına harcanmak üzere muhtarlığa teslim edildi. Bu konudaki katkılarından dolayı Belediye Başkanımız Halit Konuk’çu ile Milletvekilimiz Mevlüt Aslanoğlu’na teşekkür ediyoruz. Şenlik programımızın zenginleştirilmesi adına fanteziden uzak, ayakları yere basan ve genel kabul görecek katkıları bekliyoruz. Zaman zaman açık artırmadan şikayetler duyuyoruz ve şenliklerin para toplama aracı haline gelmemesi gerektiği söyleniyor, bu görüşe katılıyor ve saygı duyuyoruz ama köyde inşaat halinde çok proje var ve yeni projelerde gündemde, bunların çoğu muhtarlığımızın gayretiyle ve devlet – vatandaş işbirliğiyle yapılıyor. Derneğimizin bütçesi ile eğer toplanabilirse köyden toplanabilecek para miktarı hepimizce malum, öyleyse bu eksik projeler nasıl tamamlanacak, arzu ettiğimiz güzel hizmetler nasıl gelecek. Bu konuda Hemşerilerimizin engin sağduyusuna güveniyor ve katkılarının devamını bekliyoruz.
Bu yıl organize heyetinin yaptığı değerlendirmede, önümüzdeki şenliklerimizin farklı aktiviteler ile zenginleştirilmesi fikri benimsendi. Gerçi bunun küçük bir örneğini bu yıl sunduk. Gençlerimiz kendi imkan ve becerileri ile balık tutarak, dağ-bayır gezerek adeta safari yaparcasına canşere gittiler, orada Ogün ve Mehmet Ali’nin yaptığı balıklar ile jilet Bayram ağabeyin her derde deva enfes ciğer sotesini yediler. Önümüzdeki şenliklerde bir gün sağlık taraması, bir başka gün tarım, hayvancılık ve sosyal konularda panel ve konferanslar düzenlenmesi şeklinde aktiviteler gündemimizde. Yapılan değerlendirmelerde, şenliklere hazırlığın muhtar ya da dernekte bir kişiye bırakılmasının bu kişileri zor durumda bıraktığı ve bu kişilerin günlük işlerinin aksamasına neden olduğu, bundan sonra şenliğe hazırlık için bir kişinin görevlendirilmesinin gerektiği kararı çıktı. Ayrıca köye dikilen ve bundan sonra dikilecek olan ağaçların periyodik aralıklarla sulanması, kazılması, şenlik alanının düzenli tutulması ve muhtarlıkça verilecek olan bu mahiyetteki diğer görevleri yapması için yazın 4 aylığına asgari ücretle çalışacak bir kişinin görevlendirilmesi gündeme alındı.
Şenlikleri düzenlemekteki amacımız köyümüzü ve kültürümüzü yeni kuşaklara tanıtma ve yaşamasını sağlamaktı. Şenlik denilince aklımıza sadece eğlencenin gelmesi yanlış olur kanaatindeyiz. Kültürümüzdeki yeri tartışılan şenlik ve festival anlayışının felsefi altyapısını değerlendirecek durumda değiliz ama bizim şenliğimiz, içinde eğlenceyi, sohbeti, nükteyi, yeni kuşakların köyü ve köylüyü tanımasını, eskilerin sılayı rahim yapması, bir parça hüzünlenip hey gidi günler demesini barındıran kendisine özgü bir şenliktir. Başka organizasyonların güzelliğini almaya hazırız ama aşağılık kompleksi içerisinde ille de onlara benzemek gibi bir düşüncemiz yoktur. Biz daha orijinal şeyler yapalım, başkaları bizden görüp alsınlar. Kısacası her şeyin doğru ve güzel olanına evet, içerikten yoksun körü körüne taklide hayır. Gençlerimizin tatil programlarını bir sonraki şenlik tarihine göre yapmaları, bir sürü masrafa ve sıkıntıya katlanarak köye gelmeleri maksadın hasıl olmakta olduğunu gösteriyor. Bu asla küçümsenmesin, orijinalliği olan önerilerle desteklensin. Bu yıl ki şenliğe emeği geçen herkese ve tüm misafirlere teşekkür ediyor, daha güzel şenliklerde buluşmak ümidiyle selam ve saygılar sunuyoruz.
SON OTUZ YIL (1975-2005)
Bu gün yine dostlar meclisinde şöyle bir geçmişe yelken açtık, hayıflandık, efkarlandık, hey gidi günler deyip iç geçirdik. Ah o güzel günler artık çok geride kaldınız, kendinizi çok özlettiniz. Bu duygusal atmosferden çıkmadan çocukluk yıllarımız olan 1970’li yıllardan bu yana geçen süreyi bir film şeridi gibi gözümün önünden geçirdim.
Neydi o günler, köyümüzün en kalabalık , cıvıl cıvıl olduğu günler, henüz evler yıkılmamış, her harabeye bir baykuş tünememiş, insanların heyecanlı, kanaatkar ve neşeli olduğu o günler. Okulumuz açık 180-200 civarında öğrenci mevcudu var, 5-6 öğretmen eğitim veriyor, öğrencilerin hepside güleryüzlü, çalışkan siyah önlükler içerisinde cıvıl cıvıllar. Her okulda olduğu gibi biraz bitirim tipler, azıcık haylazlık yapanlar da yok değil. Öğlen ve akşamları ev dönerken serto’nun korkusunuda içimizde duyarak meydandan geçip evimize gidiyor, bezden dikilmiş çantamızı ve önlüğümüzü evin ortasına fırlatıyor, arkadaşlarla oynamak için dışarı çıkıyor ve geç saatlere kadar eve girmiyorduk. Köy meydanı günün her saati ama özellikle okulların dağılma saati olan ikindi sonrası en haraketli saatlerini yaşıyor, büyüklerimiz guruplar halinde sohbet ediyorlar, kimi seferberlik hikayesi anlatıyor, kimi inek alıp eşek satıyor, kimi yemek tarifi yapıyor, kimi Erzurumlu hocadan bahsediyor, bazılarıda azıcık saf birini araya almış bir köşede makara yapıyorlar. Yaşlı amcalar Şişman Osman’ın duvarının dibindeki hezanın üstüne oturmuş, belini duvara vermişler geçmişin genişçe özetini yapıyorlar. Bizde kıyıda köşede bir yer bulup yanlarına çömeliyoruz ve dinlemeye başlıyoruz, hatırımızda kaldığı kadarıyla, yaz ayları yazlaklara, derenin bağlara taşınıyorlar adeta göçü andıran bu taşınmalar nedeniyle köy iyice boşalıyor, bazen tatsız olaylar yaşanıyor, taşındıkları bağ evlerinde daha ilkel koşullarda yaşıyorlar ama birlik ve beraberliklerini her daim muhafaza ediyorlar, dayanışma içinde huzurlu ve neşeli bir yaşam sürüyorlar. Bu bağ evlerinde asırlık dut ağaçlarının gölgesinde hoş sohbetler olduğunu, geçmişin yad edildiğini, geleceğe ilişkin planların yapıldığını, yokluklardan, kıtlıklardan, savaştan, Yemenden, Çanakkaleden, Sa-rıkamış’tan bahisler açıldığını, dermansız dertlerden, yiyici yaralardan söz edildiğini, ağaların zulmünden konuşulduğunu büyüklerimizin sohbetlerinden anlıyoruz. O zamanlar köyde meyve ağacının olmadığını, sebze ekilmediğini hatta beyaz nohutun bile lüks bir yiyecek olduğunu ama bunlara rağmen daha neşeli olduklarını dinliyoruz.
Biz filmi geri sarıyoruz, okuldan gelmişiz, sokakta iyice oynamış ve acıkmışız, mevsim sonbahar veya kış birazda üşümüşüz eve giriyoruz, ocaklık yanıyor, evin büyükleri ocaklığın etrafına toplanmış, annelerimiz henüz gelin denilecek çağda, bu nedenle ocaklığın yanında onlara ayıracak yerimiz yoktur, bu arada ocaktaki tarhana çorbası yanmasın diye arada onu karıştırıyoruz, zaten pişen bulgur pilavını biraz kenara koymuşuz, yaşlılar arada heket(hikaye) anlatıyorlar, yemekler hazırlanana kadar hem ısınıyor, hem heket dinliyor, hem de çıranın ışığında ders çalışıyormuş gibi yapıyoruz. Ama artık çıra da yok, gaz lambası da yok insan o loş ışığı, çıradan çıkan isin kokusunu bile özler oldu. Önce çıralar tedavülden kalktı, onların yerini gaz lambaları, lüküsler aldı, daha sonra sobalar yaygınlaştı böylece genç kadınlar ocağın uzağında üşümek olan maküs talihini kırmış oldular. Soba yaygınlaşınca daha az tezek yakar olduk, artık odun yakıyoruz, ocaklarda yanmaz oldu, ekmeği bile sobada pişiriyorlar, Vallahi ben yanan ocağın etrafında oturmayı, ışığı ile her yüze akisler çizen çırayı özledim, siz özlemediniz mi?
Eskiden köy kalabalıktı, hayvanat çoktu dolayısıyla her evden bir çoban çıkıyordu, arazide bir kalabalık, bir hareket oluyordu. Çiftçiler kara sabanlarıyla çokta verimli olmayan toprakla mücadele eder çoluk çocuğunu muhannete muhtaç etmemeye gayret ederlerdi. Her taraf ekildiği için özellikle yaz aylarında çobanlar mecburen dağa giderlerdi, şimdilerde kuşların bile olmadığı o dağların dili olsa da o günleri bir anlatsa. Dağdaki yılkı atlarından, çift sürme zamanı dışında kalan dönemdeki öküz sürülerinden, çobanların zaman zaman çektikleri sıkıntılardan, oynanan oyunlardan, kurda kaptırılan koyunlardan, yapılan ziyanlardan ve tabiki tatlı yalanlardan dağların taşların dili olsada konuşsa. Köy yeri harman kalkana kadar korlanıyordu, köy yerindeki bu yasağın kalktığı zaman çobanların bayramı olurdu. Artık hayvanat yok, çoban yok, köy yeri korlanmıyor, dağa giden yok, 1967 yılından bu yana kara keçi heyet kararı ile yasak, dolayısı ile her yerde zayıfta olsa ağaçlar, çalılar olmaya başladı ama köy boşaldı, hey gidi günler, ne kadarda geride kaldınız. Biz devam edelim, dağda üşüdüğümüz için yaktığımız kevenin, gıngılın, çaşırın ateşini söndürüp köy yerine iniyoruz, gerçi genel olarak köy yeri serbest ama bir sürü yer korlanıyor, bir hatırlayalım yukarı bayır, aşağı bayır, Musalının bayır, şavuklununbayır, sülogilinbayır, karatepe, bahan, kulluklar, kandil, şükrünün tepeleri, Hessigin yusuf’un say daha bir çok yer. Çobanlar hayvanlarını otlatacak yer konusunda sıkıntı çekiyorlar. Oda ne? Orak şakırtısı duyuyorum, ekinler biçiliyor, hozanlar açılıyor, yazıda, harmancıkta, mehrap ardında, oyum ucunda, mezirede, bölük oyumda, gebikte, dişderikte velhasıl her yerde, çobanlarda hozana erken gitme telaşı, bazen hozan kavgası varsın olsun, gül dikensiz olmaz. Şimdilerde ne hozan var nede hozanı otlatacak çoban. Sağılan koyunların sütüne birkaç damla incir kanı damlatılarak yapılan koğurtmaç tatlısıda artık tarih oluyor.
Biz yine kürkçü dükkanımıza yani meydana dönelim. Bakkaldan aldığımız sucuğu bisküvinin içine koyup yedikten sonra meydana bir göz atıyoruz, kimler var kimler:Sütçü Mehmet, Aşçı Mehmet, Derviş Mehmet, Topal Mehmet, Halloşun Mehmet, Gül Mehmet, Yuhuç Mehmet, Tıncık Mehmet, Bekçi Mehmet, Hafıs Mehmet, Cin Mehmet, Laz Ahmet, Kel Ahmet, Sefer Çavuş, Hüllopun Yusuf, Şişman Osman, Sarı Osman, Onbaşının İbrahim dayı, Turan dayı, Efe Maksut, Sıddık dayı, Talip dayı, Cemil ağa, Zemci dayı, Kavun Mustafa, Hüseyin ağa, Salih Emek, İbrahim Usta, Yemen dayı, Yusuf Ziya, Şarallının Süleyman dayı, Lemen Emi, Yahyanın Süleyman, Lalık İbrahim, Şakir Mol, Mehmet Çavuş, Habib Kahya, Paroşut, Bölükbaşı, Koluk Mahmut, Yusuf Can, Mihrali dayı, Kamburoğlu, Yarım Gocu, Abbasgilin Bekir, Hüseyin Tümer, Sadık Kök, Şükrü dayı, Korossugun Ali dayı, Vahdettin Baykara, Bekçi Apo, Musa Derin, Kelemerin Faruk dayı, Doktor dayı, Koreli, Zekeriya Sağer ve daha niceleri. (Lakap kullandığım için yanlış anlaşılmayacağımı umuyorum. )Ölenlere Allahtan rahmet, sağ olanlara sağlıklı ve uzun ömürler diliyorum. Bunların hepsiyle ilgili tatlı anılarımız vardır, hiçbirini unutamıyoruz. Bizlerde köyümüze, insanımıza hizmet ederek gök kubbede hoş bir seda bırakalım istiyoruz.
Bizlerden önce köylülerimiz, muhtarlarımız köyümüze yenilikler getirmişler, büyük hizmetlerde bulunmuşlardır. Meyvesi olmayan köyden, her türlü meyvenin yetiştiği bir köy yapmışlardır. Telefon, İçme suyu, Kanalizasyon, elektrik gibi alt yapı hizmetleri tamamlanmış, boğa barınağı yapılarak daha verimli hayvanlar yetiştirilmiş, sulama kanalları, köprü ve menfezler yapılmış, yol asfaltlanmış, okul ve sağlık evi açılmış, köy konağının kaba inşaatı tamamlanmış, tohum ıslahı için selektör binası yapılmış, arazi çeşmeleri ve daha nice hizmetler ve güzellikler yapılmıştır. Arazilerimizde bulunan bu çeşmeler ve buz gibi sularımızla ilgili nice anılarımız vardır. Biz bir küllü desek, bir birik veya harmancık ya da yama puvar, sel puvar, kara puvar, ağ puvar, Adilin puvarı, kemer, zobudaşı desek tüylerimiz diken diken olur. Belligin deresi, kösenin tutu ve tabi ki canşer bizi bir başka heycanlandırır. Damağa, gargaralar, inigin dibi, kopuran, menteşe, kallankoş, köprüdaş kimbilir ne çağrışımlar yapıyordur. Allah aşkına buraları özlemediniz mi?Yaz sökünü, güz sökünü, tavşan , keklik, derede tutulan balıklar, Keban alabalık tesisleri daha nice güzellikler, nergizler, tırşıklar, çiğdemler, deve dabanları, dağınlar, kuş kirazları , alıçlar hangi birini sayayım bunlar sizi köye çekmiyormu. Avlanan balıklar, keklikler, tavşanlar size bir şeyler hatırlatmıyor mu? Allahu alem siz Küllüde çağla bademin yanında tırşık, deve dabanı, domates ve taze naneden yapılmış salata yemediniz, bunun tadını bilmiyorsunuz. Bunların hepsi ve daha fazlası için sizleri ata yurdunuza, köye bekliyoruz.
Ülkemizde özellikle 1975’lerden sonra yaşanan göç dalgası köyümüzüde vurdu. Önce insanlarımız bir bir gitti, sonra evlerimiz yıkılmaya başladı, Orta Okulumuz kapandı, derken İlkokulda kapandı, hayvanlarımız azaldı, bahçelerimiz kurudu, çeşmelerimiz bozuldu velhasıl ikibinli yılların başında harabe, hayalet bir köy kaldı. Son üç beş yıldır hiç olmazsa emeklilerimizi yaz aylarında köye çekmeye çalışıyoruz, hemşehrilerimizin tatillerinin hiç olmasa bir bölümünü köyde geçirmeleri için gayret ediyoruz. Köyün elektrik, içme suyu , kanalizasyon, yol, telefon, internet gibi tüm altyapı sorunları çözülmüş durumda, bu konularda hiçbir sıkıntımız kalmadı. Köy hizmet binamızdaki çalışmalar hızla devam ediyor, çocuk parkı çalışmaları gündemimizde, ağaçlandırma çalışmaları genişleyerek sürüyor, okulumuz yeniden açıldı, Yazlak şenliklerini geleneksel hale getirdik, hemşehrilerimizin önerileriyle yeni hizmetler yapmaya hazırız.
Saygıdeğer Aktaşlılar işim icabı Arapgir’in 42 köyünüde gezdim ve bizim köyün arazisinden daha büyük, daha düz ve daha verimli arazi görmedim. Bazı köylerde bizden daha fazla su var ama sulanacak arazileri yok, bizde suda var arazide var. Elin Osmaniyelisi, Adanalısı, Aydınlısı, Sökelisi, Muğlalısı bizim dağlara arıcılık yapmaya geliyor ve para kazanıyor, biz niye arıcılık yapıp ‘Aktaş balını’bir marka haline getirmiyoruz. Avrupa Birliğine gireceğimiz yakın gelecekte hiç katkı yapılmayan bu doğal gıdalar daha çok müşteri bulacaktır. Üzüme gelince, Arapgir’in meşhur üzümünü bölgede bilmeyen yok, artık ulusal çapta Arapgir üzümü hak ettiği saygın yerini almaya başladı. Bizim köyün üzümü 2005 yılında toplam olarak 175 milyar liralık üzüm satan Yukarı Yabanlı köyünden, 2005 yılında üzümden 300 milyar lira para kazanan Onar köyünden, 425 milyarlık üzüm satan Saldek’ten ve 750 milyar liralık üzümü sadece 2005 yılında satan Tepte köyünden daha kaliteli. Son yıllarda köyümüzden ve çevre köylerden satılan badem ve kirazın miktarı hatırı sayılır rakamlara ulaştı. Arapgir, Kemaliye ve Ağın ilçelerinin dutları, dolayısıyla dut pekmezleri Türkiye’nin en kaliteli pekmezleri olarak litaratüre geçti. Seferberlikte Yemendeki askere bu bölgenin dut pekmezleri gönderiliyordu, o yıllarda bölgede ipek böcekçiliğide yaygındı. Geniş meralarımız tarımla uğraşmak istemeyenlere hayvancılık fırsatı sunuyor. AB ve Tarım Bakanlığının vermiş olduğu krediler bir hayli cazip hale geldi, bunları değerlendirmeliyiz. Hep beraber el ele vererek köyümüzün kararan bahtını ağartmalı, gurbet ellerde hayıflanarak köyle ilgili sonuçsuz kalan konuşmalar yapmak olan tecellimizi değiştirmeliyiz.
Ben hem Ülkemizin hem de köyümüzün geleceğinden çok ümitliyim. Muhtarınız olarak sizleri köyde görmekten mutluluk duyduğumu belirtmek istiyorum. Hepinize selam ve sevgilerimi sunarım. MART-2006
HÜSEYİN ŞAFAK (Muhtar)
EY BİZİM KUŞAK!
Bizim kuşak, kendisini daha genç ve hayatın baharında kabul ediyor. Oysa yolun yarısını geçtik, hazan mevsimi için belki erken ama bahar mevsimi de çoktan bitti. Aynaya her bakışımızda saçımızdaki beyazların arttığını görüyoruz, yıllar yılı dost bildiğimiz aynalar yavaş yavaş bize düşman olmaya başladılar. Ama bizler yaşlanmayı yanımıza yaklaştırmıyor, aklımızdan bile geçirmiyoruz.
İki kapılı handa başlayan yolculuğumuzda çocukluk ve gençlik duraklarını geride bırakıp gece gündüz yürümeye devam ediyoruz. Bizler çocukken benim şuanda bulunduğum yaşta olanlara amca, daha ziyade dayı diyorduk. Artık bizler de amca, dayı kategorisine çoktan girdik. Yılların ne kadar hızlı geçtiğini en güzel etrafımızdaki çocuklar söylüyorlar. Yolculuğa beraber çıktığımız arkadaşlarımızın bazıları çocuklarını evlendirmeye hazırlanıyorlarmış, hey aksi… bu çocukları hormonlu gıdalarla mı beslediniz, ne çabuk büyüdüler, yıllar bu kadar hızlı geçti de biz mi farkında değiliz. Oysa bizler hala çok genç olduğumuzu düşünüyorduk, ne yapalım Karacaoğlan gibi biz de ‘bir kız bana amca dedi neylersin' diyor kaderimize rıza gösteriyoruz.
Zaman zaman arkadaşlarla görüşüp dertleşiyor, geçmişten bahisler açıyoruz. Ne kadar da çok anımız birikmiş, hey gidi günler… Dostlarımızın kimi benim gibi midesinden şikayetçi, kimileri belinin ağrıdığını söylüyor, bazıları ise gözlük takmadan bir şey okuyamıyorum diye sızlanıyor. Yaşlılık emaresi azizim bunlar yaşlılık… Zamanın birinde Azrail bir şahsın canını almaya gelmiş, bizimkisi itiraz etmiş,
- önceden haber verseydiniz de hazırlansaydım, demiş.
Ölüm meleği ona, biz sana haber verdik, saçlarına aklar düştü, ağrıların arttı, eskisi gibi enerjik – heyecanlı değilsin, bunların hepsi birer uyarıydı, demiş. Ölüm bu, genç yaşlı dinlemiyor nerede ne zaman karşımıza çıkacağı belli olmuyor, öyle ise her zaman her yerde onu karşılamaya hazır olmak gerek. Hesaplarımızı ona göre yapmak durumundayız.
Dostlar meclisinde sık sık çocukluk dönemimizi hatırlıyor, yaptığımız haylazlıkları anlatıyoruz. İnsan yaşlandıkça çocukluğuna geri dönmeyi ne kadar arzuluyor, oysa çocuklar da bir an önce büyümek istiyorlar, ne yaman çelişki. Bizim kuşak olarak çocukluğumuzu ve gençliğimizi dolu dolu yaşadık inancındayım, onun için çocukluğa dönme arzumuz anlayışla karşılanmalı. 1980'lerden sonra doğanlar damağa'yı, gargaraları, menteşeyi, inigindibini, yüzdüreni, kallankoşu nereden bilecekler veya gabalak avı ya da dibine oyunundan ne anlayacaklar. Hele bunlar 7-8 arkadaş bir araya gelip kuzu gütmesini, kuzuları mağaralara doldurup saatlerce yukarıda saydığım göllerde çimmeyi ne bilsinler. Şimdikiler kara taşı, çelik oyununu, lengiri vb. oyunları pek bilmezler, artık bunlar hatıralarda kaldı. Hasılı kelam viran olası beldede evladı iyal var, çok hatıra var. Hangimiz uzun bir yolculuk sırasında, güneş gurub ederken fonda dertli bir türkü varken o çağlara yelken açmıyoruz. Şair Karakoç'un dediği gibi;
Ay ışığı pencereden vuranda
Senden yana hayal kurmak ne güzel
Ya bir otobüste ya bir trende
Gurbet ilden sana dönmek ne güzel.
demiyoruz.
Vallahi bunlar tehlikeli düşünceler, ey bizim kuşak anlatacak anılarımızın artmış olması, özlemlerimizin çoğalması hayra alamet değil, benden duymayın ama yaşlanıyoruz galiba.
20. 02. 2006
SİTEMİZ BİR YAŞINDA
Bundan bir yıl önce, 2004 yılının nisan ayında başlayan yolculuğumuz eksikliklerimize rağmen, ilk günkü heyecanını kaybetmeden birinci yılını doldurmuş oldu 22 nisan 2005 tarihi itibariyle sitemizi 3610 kişi ziyaret etmiş durumdadır. Bu küçümsenecek bir rakam değildir. İnternet kullanımı arttıkça ziyaretçi sayımızın çok daha artacağından kuşkumuz yoktur.
Uzun uzadıya yazılan yazıların okunmama riskini de göze alarak, duygu ve düşüncelerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum. Aktas koyu. Com sitesi, nisan 2004 tarihinde yıllık 100 dolar ücret karşılığı, servis sağlayıcı firma olan asys1. net firmasından alınmıştır. Önümüzdeki 3 yıllık süre için 120 dolar karşılığı sözleşme uzatılacaktır. Bu bir yıllık süre zarfında ilgi ve katkılarını esirgemeyen herkese ama özellikle teknik yardımlarından dolayı Adile-Hasan KARCİ çiftine, heyecan ve katkıları nedeniyle Mikail ve Ogün TÜMER'e teşekkür ediyorum. Servis sağlayıcı firmaya iki yılda yapmış olduğumuz 220 dolar ödemenin 200 dolarını karşılayan derneğimize ayrıca şükranlarımı sunuyorum.
Bu mütevazi siteyi hazırlamak ve köyümüzde ki Yazlaklar şenliğini düzenlemedeki birinci amacımız, kalabalıklar arasında kaybolan hemşehrilerimize bir aidiyet duygusu kazandırmaktı. Modern toplumu kuşatan popüler kültür, insani değerleri dişlileri arasında yok eder hale gelmiştir. Benliğimiz, geleneklerimiz, kültürümüz, hatıralarımız velhasıl tüm değerlerimiz farkında olmadan eriyip gitmektedir. Bu erimeyi en aza indirmek, belki de bizim insanımız adına geciktirmek için bu küçük adımları atıyoruz. Çok iddialı değiliz ama vicdani sorumluluklarımızı yerine getirdiğimiz inancındayız. Siz duyarlı hemşehrilerimizin katkılarıyla önümüze yeni ufuklar açılacak ve hep beraber ‘biz' olarak yaşamımızı sürdüreceğiz. Belki dünyayı değiştiremeyeceğiz ama kendimizi olumsuzluklardan koruyup geliştireceğiz.
Bizler yukarıda değindiğimiz duygu ve düşüncelerle bir şeyler yapmaya niyet ettik. Aktaş sevdalıları bu niyetlerini korumaya ve daha güzel şeyler yapmak için çalışmaya kararlıdırlar. Özellikle 2004 yılındaki çalışmalarımız sırasında maddi ve manevi yardımlarını bizlerden esirgemeyen kaymakamımız Hikmet AYDIN'a(şu anda Amasya Vali yardımcısı) çok teşekkür ediyoruz ve bir vefa borcu olarak köyde yaptırdığımız binaya kaymakamımızın adını veriyoruz. Bu hizmetlerin yapımında hayırsever hemşehrilerimizin çok katkısını gördük, ileride bunları ayrıntılı olarak yazacağız, katkılarından dolayı hepsine teşekkür ediyoruz. Bizler Aktaş'ın veAktaşlıların her şeyin en güzeline layık olduğunu ve Aktaşlıların her şeyin en mükemmelini yaptıklarını biliyoruz. Kafamızda köyümüz ve köylülerimiz için ayakları yere basan çok güzel projelerimiz var. Bunların bir kısmını gerçekleştirdik. 12 öğrencimize burs veriyoruz, bu rakamı dördüncü yılın sonunda 25'e çıkarmayı hedefliyoruz. 2005 yılında burs miktarı öğrenci başına aylık 80 milyon TL (80 YTL)'dir. Yine köyümüzü ve mezarlığımızı ağaçlandırma çalışmalarımız devam ediyor. Köye yapılan sosyal tesisimizin inşaatı devam ediyor. Köy yolunun asfaltlanması çalışmaları bitmek üzere. Gelecekte köyle ilgili bir bülten çıkarma projemiz var. Kooperatifimiz kurulma aşamasında, her türlü hukuki presödür tamamlandı, çevre köylerden de üye kayıtlarına başlandı. Köyümüze bir adet veteriner hekim atandı. En büyük sorunumuz olan içme ve sulama suyu hususundaki sıkıntıları yakın bir gelecekte aşmayı hedefliyoruz. , köy girişine ‘hoşgeldiniz ve güle güle' levhası planlanıyor. Sitemizde bir yıldır faaliyette. Bunları hep beraber yaptık, bundan sonrada birlikte daha güzel şeyler yapacağız.
Bu siteyi hazırlayan bizler, eğitimimiz nedeniyle 12-13 yaşlarında köyümüzden ayrıldık. Gerçi her yıl tatilimizi köyde geçiriyoruz ama köyden çıkalı 22-23 sene oldu dolayısıyla birçok geleneğimizi, oyunlarımızı, masallarımızı, deyimlerimizi, bilmecelerimizi, kullandığımız kelimeleri unuttuk. Bu konulara ilgisi olan hemşehrilerimiz lütfen bilgilerini bizimle paylaşsınlar ve sitemizin zenginleşmesine, kültürümüzün yaşamasına katkıda bulunsunlar. Şu ana kadar bu hususlarda ciddi bir katkı gördüğümüzü söyleyemeyeceğim. Ayın yazısı diye bir pencere açtık, düşünenlerin düşüncelerini burada bizimle paylaşmalarını arzuladık ama bir yılda sadece iki yazı geldi, düşünenimiz yok demeye dilimiz varmıyor sadece hayal kırıklığına uğradığımızı söylemekle yetiniyoruz.
Bizler bu site vasıtasıyla sevincimizi ve üzüntümüzü, düşünce ve dileklerimizi, geçmişimizi ve geleceğimizle ilgili beklentilerimizi paylaşalım istedik. Maksadımıza tam ulaştığımızı söyleyemeyiz ama ümidimizide yitirmedik. Gidip göremediğimiz uzak yerlerde, babalarımıza ait bir köy vardı, şimdi bizden küçük bir ilgi bekliyor, orada yaşayanlar bir tebessüm bekliyor diyenler çoğaldıkça bu amacımıza ulaşacağız. Bizler hayat felsefemiz gereği yaptığımız işi en mükemmel şekilde yapmalı ve başkalarına örnek olmalıyız. Bunu yapacak birikime sahibiz, lütfen elimizi biraz daha taşın altına sokalım. Risk almadan kalıcı başarılar sağlanamıyor, birlikte hareket edersek başarı kendiliğinden gelecektir. Bu duygu ve düşüncelerle selam ve saygılarımı sunarım. Ağustos ayının üçüncü haftası köyde buluşmak dileğiyle.
22/04/2006
MERHABA AKTAŞ
Kaymakamı olmaktan mutluluk duyduğum güzel ARAPGİR İlçesinin güzel köyü AKTAŞ ve onun güzel insanlarına selam olsun. Görev yaptığım süre içerisinde ARAPGİR merkez ve köylerinin eğitim, sağlık, altyapı ile diğer tüm sorunlarının çözümü için ve de vatandaşlarımızın yaşamlarını kolaylaştırıcı her türlü tedbir alınmış, var gücümüzle çalışmaya devam edilmektedir. Köylerimiz arasında özel bir yeri olan Gocu köyümüzün sorunları da aynı bakış açısı ile çözülmeye çalışılmaktadır.
Coğrafi olarak güzel , insan kaynağı tertemiz vatanına milletine sonsuz bağlı yüksek karakterli insanların yaşadığı köyümüzün bir diğer özelliği de birbirine bağlılığı; Gocunun yetiştirdiği toprağına ve toprağa hizmet eden insanlara gönülden bağlı ve güven duyan o güzel insanlara bu siteyi kurdukları, köylerine ve ilçelerine madden ve manen destek verdikleri için ve acizane bize duydukları sevgi ve güven için teşekkürlerimi borç bilir her türlü güzelliğin Gocu ile beraber olmasını diler selam sevgi ve saygılarımı sunarım.
Daha iyi ve daha yaşanabilir bir AKTAŞ dileğiyle.
Hikmet AYDIN
Arapgir Kaymakamı
MERHABA
Zaman ne kadar çabuk geçiyor değil mi? Daha dün Ergice yolun dolanbaçlarında, güccük gargarların bulanık sularında, garapuvarda, dişterikteydik. . . Yüzlerimiz garıncalı, burnumuz holluklu, pantalonumuz yamalıklı değil miydi. . . Bütün dünyamız, o küçücük ama bizim için çok büyük köyümüz;amacımız bir an evvel okulu bitirmek ve sonrası, sonrası bilemediğimiz veya düşünemediğimiz gelecek. . .
Evet, güneş olanca aymazlığıyla doğuyor, batıyor; tekrar doğuyor ve tekrar batıyor. Bütün acılar, dertler unutuluyor, ölenler ölüyor kalanlar kalıyor ve giderek yalnızlaşıyor şu koca, şu kalabalık dünyada insan. . Kader alıyor, belki de hayaline bile gelmeyecek yerlere götürüyor insanı. . . Ve çok değil, on onbeş sene evvel gocu köyünün toprak damlarında kaydırak kaydıran, mazzık oynayan, sayı toplayan; ‘naber, nasılsın' diye sorsalar ‘heeeç' diyebilen ancak; kelime haznesi beş yüzü geçmeyen bizler- şimdilerde internette yazışıyor ve nazarımızda en kutsal saydığımız şeylerin başında olan toprağımızı webe taşıyor, modern dünyanın gereklerini yapıyor, ritüellerini yaşıyoruz ve en önemlisi öz kültürümüzden hiç bir şey kaybetmeden ve o yirmi otuz seneki çocukluk günlerimizin heyecanıyla. . .
Ve ilginçtir ayrılıklar birleştiriyor bizi, birleştiriyor ve aradaki mesafeleri ve yaş farklarını kaldırıp gerçek dost, kardeş yapıveriyor. Acaba hiç düşündünüz mü bu sayfayı ziyaret eden ağabeylerim ve kardeşlerim; İzmir'de aynı mahallede oturan ve neredeyse her gün karşılaşan, beraber çalışan insanımız bu derece yakın mı birbirine veya çok umurunda mı özü, köyü veya köyünün insanı. . . Mutlaka samimi olanlarımız var ama ben zannetmiyorum ki çoğunluk böyle. . Bazı şeyler için çok geç kaldık veya kalındı ama zararın neresinden dönersek kardır. . Bir şeyi kaybedince ancak anlıyoruz değerini ama gerçekten kaybettiğimizin farkında mıyız?
‘'Özlemek güzel şey özlüyorsa özlenen
Beklemek güzel şey gelecekse beklenen''
Köyümüz ve köylümüz bizi özlüyor ve bekliyor. Senede bir gün dahi olsa bu borcumuzu yerine getirmemiz gerekmiyor mu?
Başta bu sitenin hazırlayıcısı ve bizlere bu zemini sağlayan Mehmet ŞAFAK ağabeyimize ve bütün gocu sevdalılarına teşekkür ediyor, saygı ve selamlarımı sunuyorum.
Bu site hepimizin destek ve gayretleriyle bu noktada kalmayacak ve güzel hizmetlere ortam hazırlayacaktır kanaatindeyim.
14. 05. 2004